Tanrıça Domuz 3
Aslında bu ay farklı bir konuyu işlemek niyetindeydim, ancak Tanrıça Domuz yazılarının farklı eleştirilere tabi tutuldugunu gördüm. Olumlu eleştirilerin yanı sıra olumsuz olarak da eleştirildigine ve degişik yerlerde tartışma konusu yapıldıgına şahit oldum. Bu benim açımdan sevindirici bir olgu. Demek ki köşe yazıları bölümümüz amaçlandıgı biçimde yol almaktadır.
Bu yüzden yazılarıma getirilen eleştirilere bu ay bir yanıt vermeyi gerekli gördüm. Amacım kesinlikle bir polemik yaratmak degildir, zaten köşe yazılarının işlevi de bu degildir. Ancak getirilen eleştirilerden meramımı tam olarak anlatamadıgım ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda da konuyu son kez ele alarak bazı hususlarda açıklama yapmak zorunlu olmuştur.
Eleştirilerden ilk göze çarpanı benim totemcilikteki tabu olayını kavramadıgım üzerine. Açıkçası bu eleştiriyi getirenlerin benim yazımı hiç okumadıklarını, okusalar da anlamadıklarını düşünüyorum. Çünkü tanrıça domuzun temeli zaten totem inanışından kaynaklanmakta ve yazının birinci bölümünün girişinde de bu uzunca bir şekilde izah edilmekte.
Totemin iki yönü vardır. Birincisi kutsal olmasıdır, ikincisi de yasak ve tabu olmasıdır. Bunların ikisi bir arada yürür. Her klanın kendine has totemleri oldugu için de her klanın kendine has totem tabuları olması son derece dogaldır. Totemi eşek olan bir klan eşegi, mercimek olan bir klan ise mercimegi tabu olarak kabul eder ve bunları yemez. Bu totemler ancak yılın özel günlerinde toplu olarak tüketilir, aynen domuzun Mısırlılar’da senede bir kere tüketilmesi gibi. Bu yüzden tüm klanların totem yasakları belli bir bitki ve hayvanı kapsar. Totem hangi hayvan ve bitki ise onun yenmesi yasaktır. Aslında bunun dogrusu şöyle olmalıdır. Totemi yalnız olarak yemeyeceksin.
Bu çok çok eski zamanlarda totem hayvanının toplu olarak tüketilmesini şart koşmak için konulan bir kuraldı besbelli. Totem hayvanı ya da bitkisi kabilenin yaşam ve beslenme kaynagı idi ve bireysel olarak tüketilmesi engellenmişti. Ancak daha sonra totemin ilkel hali aşıldıktan ve totemler tanrılara dönüştükleri zaman ilk andaki işlevleri unutuldu ve geriye sadece yasaklar kaldı. Bir de neden oldugu hatırlanmayan toplu tüketilme eylemi.
Böylece yıllar sonra o toplumlar senede bir kere geçmişteki totemlerini kurban eder ve topluca yerler, ancak bunu neden yaptıklarını da unutmuşlardır ya da ulaştıkları ekonomik ve kültürel seviye yeni mitolojiler dogurmuş ve eyleme yeni anlamlar kazandırmıştır. Artık totemin yerini tanrı almıştır. Böylece totemin tabu kısmı yememeyi ve günah saymayı gerektirirken, kutsal kısmı da senede bir kere şölenlerle tüketmeyi gerektirir.
Totemin kutsal ve tabu özelliklerini bir arada kavrayamadıgımız zaman eski Mısırlılar’ın tüm sene boyunca mekruh ve haram saydıkları domuzu neden senede bir kere keserek toplu olarak yediklerini açıklayabilmemiz de mümkün olamaz. Burada benim tartıştıgım totem olan hayvanın tabu olması degildir. Benim açmak istedigim konu tüm totemler zaten tabu iken ve tüm totemler ait oldukları klan için yenmeme yasagı taşırken, nasıl oldu da domuz evrensel bir tapıma ugradı. Birinci aydınlatılması gerekilen konu budur.
Eski toplumların tarihini inceledigimizde en eski evrensel hayvan yılan, daha sonra domuz ve en sonra da boga oldugunu görürüz. Bunların her biri ise eski toplumun farklı ekonomik ve kültürel evrelerine tekabül ederler. İlk iletimde domuzun neden böyle algılandıgına deginmiş ve Yunanistan’dan Suriye’ye kadar pek çok yerde evrensel tapım gördügünü örneklemiştim. Hatta Hindistan’dan Çin’den Avusturalya’ya kadar dünyanın pek çok yerinde bu tapımın izlerine ulaşabiliyoruz. O halde bir mısır yasagı ile, deve kesmemek ile, mercimek yememek ile domuz tapımını bir göremeyiz. Münferit kılanlar açısından tabu karakterini taşıyan degişik totem bitki ve hayvanları, domuz söz konusu oldugunda evrensel bir hal almıştır. İşte benim cevaplandırmaya çalıştıgım soru da budur.
Birinci yazıda domuzun kadınla ve kadın aybaşı haliyle nasıl özdeşleştiginden söz etmiştim. Klan ataları tanrılara/tanrıçalara dönüştükçe klanın totemi de o tanrıçanın simgesi olagelmiştir. Hakim olan klanın simgesi de tüm toplulugun tapım nesnesi haline gelmiştir. İlk atalar tapımı da kadın soyundan devam edegeldigi için ilk kutsalların da tanr degil de tanrıçalar olabilmesi anlaşılır bir durumdur. Toplum ana soyundan ilerliyordu, dogaüstü gücün de dişil nitelik kazanması dogaldı. Bir kere doga üstü dişil nitelik kazandıgı zaman onun simgelerinin de evrensel hale gelmesi anlaşılabilir bir durumdur. Bu yüzden de tanrıçanın domuz ile simgelenmesi ve geçmiş totem alışkıları ile var olan durumun karmaşası kavranabilir hale gelecektir. Ancak bu ana simgenin yanında ikincil simgelerin de yer alabilmesi mümkündür.
Nitekim Demeter’in esas simgesi domuz iken pek çok yerde bugday başakları temsiline de ikincil figür olarak yer verilmiştir. Efsaneye göre ise Demeter kızı Persephone’nin bulunmasından, ya da dogru terimle kısmi olarak yer yüzüne dönmesinden sonra insanlıga ödül olarak bugdayı vermiştir ve bu ödül sonucu Eleusis gizemleri ortaya çıkmış, yeni bir tapım dogmuştur.
O halde Ana Tanrıça’nın pek çok yerde ikincil simgeler taşıması onun esas karakterini degiştirmeyecektir. Örgütlü din, toplumun siyasi aşamaya ulaşmasıyla birlikte ortaya çıkar ve süreç içerisinde din devlet dini olma özelligi taşır. Takdir edilirse devlet olabilmek için pek çok klan ve kabilenin bir araya gelerek yerleşik bir karakter taşımasını ön görür ve burada klan/kabile farklılıkları ortadan kalkarak yurttaş olma özelligi kazanılır. Bu süreç içerisinde her klan da kendi totem ve inanç biçimlerini birlikte getirir ve bu totem şekilleri şu veya bu şekilde toplumun dokusuna degişik simgesel biçimler olarak yansır. Bu biçimlerin her biri ileride degişik tanrı/tanrıçalara da dönüşecektir ve her bir tanrı/tanrıça da simge olarak kaynaklandıgı totemi baz alacaktır. O halde ana tanrıçanın temel motifi haricinde yardımcı ve tali motiflerle de temsil edilebilmesinde yadırganacak bir tarafın olmaması gerekir.
Son olarak domuzun tarıma verdigi zararları ele alarak bunun domuzun haram sayılmasıyla olan ilgisine deginmem de yadırganmış ve garipsenmiş. Yadırgayanları benim de yadırgadıgımı belirtmem gerekiyor. Bu arkadaşlarım domuz yasagının tarımın temel gelişim yerlerinde ve belli bir zaman diliminden sonra gerçekleşmesini ve Mezopotamya gibi etrafı çöllerle çevrili kısıtlı tarım alanları bulunabilen yerlerin haricinde yasagın olmamasını nasıl açıklayacaklar acaba.
Totemin kutsal ve tabu olan karakterleri Mezopotamya gibi bir tarım bölgesinde yasakçılık olarak kendini ortaya koyarken, İndüs vadisinde ise tam aksine bir kltürel degişiklige yol açmıştır. Burada ise kutsal olan taraf öne çıkmıştır.
En eski Hint metinlerinde et yemenin ve İnek tüketiminin oldugunu görmekteyiz. Ancak MÖ 1.yy dan itibaren İndüs vadisinde olaganüstü bir nüfus patlaması yaşandı. O zaman köylüler iki seçenekle karşı karşıya kaldılar. Ya ineklerini beslenme olarak kullanacaklar ve hızla tüketilmelerini saglayacaklardı, ya da bu hayvanları üretim aracı olarak kullanarak tarım üretiminin genişleyerek yeniden üretimini gerçekleştireceklerdi. Burada seçenek ineklerin korunmasından yana agır bastı ve inek tam da bu yüzden kutsallaştı. Onların dokunulmazlıgı tarımın genişlemesi ve yeniden üretimi için zorunlu hale geldi ve aynı gerekçelerle domuz için konulan haram yasagı, inek için konulan kutsallık yasagına dönüştü. Süreç aksi yönlerden aynı sonuca vardı.
Dikkat edilirse domuz yasagının başlangıç aşamaları Hint/Ariler’in yayılma ve göç süreciyle başat olarak ilerlemektedir. Bu kavimler göçebe ve ataerkil idiler. İstilaları sırasında erkek tanrı tapımını da beraberlerinde getirdiler ve bundan sonra dinin temel ekseni, ana tanrıçayı da ortadan kaldırma dogrultusunda gelişti. Ama elbette bu o kadar kolay degildi ve binlerce seneye yayıldı. Yahudi şeraiti pek çok metninde Kenan bölgesinde halkın hala astorte adlı putlara taptıgından bahseder ve defalarca bu tapım lanetlenir. Astorte Ana Tanrıça İştar’dan başkası degildir ve bu tapımın da ana simgelerinden bir tanesi de bahsettigimiz gibi domuzdur.
Yasagın birinci yönünün bu oldugu Tevrat okumalarımızdan yeteri kadar ortaya konulabilecektir. Ama diger cografi bölgelerde yasak olmayan domuzun özellikle Bereketli Hilal gibi etrafı çöllerle çevrili verimli ve kısıtlı topraklarda yer almasını açıklamak için elimizdeki en önemli yaklaşımın domuzun tarım alanlarına verdigi zarar oldugu görülecektir.
İndüs Vadisinde görülen kutsallaştırma ve tanrısallaştırma buralarda tam tersi bir işlev kazanmıştır.
Neden neolitigin ilk başladıgı bu farklı cografya dışında domuz yasagına rastlamıyoruz sorusunun cevabı bu konuya ışık getirebilecek tek yaklaşımdır diye düşünüyorum.
0 yorum yazılmıştır