Nasih ve Mensuh

 

 

İslamiyette önemli tartışmalardan bir tanesi de nasih ( yürürlükten kaldıran ) ve  mensuh ( yürürlükten kaldıran ) olgusudur. Klasik Kuran yorumcularına göre nasih ve mensuh, daha önce ortaya konmuş dinsel bir yargının, daha sonra ortaya konan bir başka dinsel yargıyla ortadan kaldırılması biçiminde tanımlanır. Nasih ve mensuhu bilimsel bir düşünce ile aldıgımız zaman ortaya çıkan sonuç, 610-632 yılları arasında yapılanan İslami harekette , yer yer strateji degişikligi yapıldıgı ve bu degişikliklerin Kurana yansıdıgının önemli bir belgesi olarak degerlendirilebilmesidir.

     Muhammedin yer yer ve bir önceki söyledigi sözlerde ya da verdigi emirlerde degişiklik yaptıgını ilk fark edip dile getirenler, İslamiyeti kabul etmeyen Araplar ile , Yahudiler olmuştur.Bu kesimlerin peygamberdeki degişikligi fark edip tartışmaya başlamaları, peygamberin buna bir açıklık getirmesi zorunluluguna sebep olmuş ve bu da Kurana şöyle yansımıştır :

    Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler  Nahl 101
Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?    Bakara 106

   Nash ve mensuh adıyla kaleme alınmış klasik İslami eserlerinde kimi düşünürler 200 e yakın ayetin hükmünün ortadan kaldırıldıgını söyler , kimi ise bu sayıyı 20 ye kadar indirir. Bu tartışmalarda öne çıkan nasih ve mensuh olgusunun yer aldıgı konular şöyle sıralanabilir :

    Şeytan ayetleri : Şeytan ayetleri olarak çokça tartışılan ve putperestligin geçerli oldugunu savunan ayetler yürürlükten kaldırılmıştır : Rivayete göre Mekke döneminin başlangıç yıllarında Müslümanlar üzerine baskılar artınca Muhammed onların Habeşistana göç etmesini istemiştir. Fakat bu göç olayı onu çok etkilemiş ve Taberinin rivayetine göre Necm suresini okurken agzından şu sözler çıkmıştır :

    Lat, Uzaa ve Menat yükseklerden uçan tuna kuşlarıdır ( garanik el-ulya ) : Allah katında onların şefaatleri umulur.

    Bu sözü duyan Araplar Muhammed bizim tanrılarımızı saygıyla andı, o da bizim dinimize geri döndü deyip onunla beraber Kabede tanrılara secde ederler. Bu haber büyük bir sevinçle Habeşistana göç edenlere bildirilir, hatta göç edenlerin bir kısmı geriye döner. Ancak Muhammedin söyledigi sözlerin şimdiye kadar söyledikleri çeliştigini anlaması ve geri alması üzerine inkarcı Araplar " Muhammedin bir dedigi bir dedigini tutmuyor " diye onunla alay ederler. Bu olgu Kurana da yansır ve mantıksal bir temele oturtulmaya çalışılır :

    Senden önce hiçbir resül ve nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah âyetlerini sağlamlaştırır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.Allah şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler derin bir ayrılık içindedirler.Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah iman edenleri doğru yola iletir.  Hacc 52-54

    Kıblenin Degiştirilmesi : Muhammed peygamberliginin ilk döneminde Kudüs'e yönelerek namaz kılmıştır. Fakat Medine' nin ilk yıllarından sonra Yahudilerin tavırları degişip Muhammede karşı karalamaları yogunlaşınca, Ömerin israrının da etkisiyle kıble Kabe' ye dogru degiştirilmiştir ve tartışmalar da Kur'ana yansımıştır.

    Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisin geriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.  
(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) hep o yöne dönün. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.
Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun. Bakara 143-145

    Bu degişimde dört nedenin etkili oldugu anlaşılmaktadır. Birincisi Muhammed başlangıçta Yahudilerin de kendisine inanacagını umuyordu, fakat süreç içerisinde bunun olanaksızlıgını anlayarak Yahudileri kendine baglama stratejisinden vaz geçti. İkincisi farklı dinden insanların yaşadıgı Medine de Müslümanları biçimsel olarak da olsa digerlerinden ayıracak araçlara gereksinim duydu.Üçüncüsü hicret eden Müslümanların Mekke özlemlerini giderecek dinsel bir hedef için fetih amacı koyması. Dördüncüsü ise Ömer'in telkinleriydi.

    Bu degişim Yahudileri çok kızdırdı ve Muhammet'in tanrısını sık sık fikir degiştirmekle suçlamalarına neden oldu.


 

Hoşgörünün Askıya Alınması : Muhammed Mekke döneminin ilk başlarında siyasi ve askeri güçten yoksundur. Bu yüzden bu dönemdeki Kuran ayetleri hoşgörüye ve diger inanç biçimlerine saygıya açıktır.

    “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”   Kafirun 6

    Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.  Bakara 256

    De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.”   Kehf 29

    Ancak Medine dönemi ile birlikte süreç tersine dönmeye başlar ve Muhammed askeri ve siyasi gücü eline geçirir. Ve bu dönemde şu ayet gelir :

    Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.  Tevbe 5

    Bu ayetin gelmesi ile birlikte yukarıda zikredilen ayetler nesh edilmiş, yürülükten kaldırılmış ve bundan sonra Müslümanların tavırları degişmiştir.Müşrikler inanıncaya kadar onlarla savaşılmış, Yahudiler Medineden sürülmüş, Mekke fethedilince oradakilere ya Müslümanlık ya ölüm seçenegi sunulmuş, Kabedeki putlar kırılmış, hoşgörüyü savunan ayetlerin nesh edildigi inancıyla Ebubekir dinden dönenler ve zekat vermeyenlerle savaşmıştır. Bu aşamadan günümüze kadar İslamiyetin din uygulamasını belirleyen duruş bu ayetle zikredilendir.

    Tevrat ve İncil ' in yürürlükten kaldırılması : Kur' an Muhammedin peygamberliginin ilk yıllarında Ehli Kitabı , yani Yahudi ve Hiristiyanları, onun peygamberliginin delili olarak sunar. Hatta onları över :

    Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O halde sakın şüphe edenlerden olma!
Yunus 94

    Yanlarında içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir   Maide 43

    İncil ehli Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir    Maide 47

    Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı) gereğince uygulasalardı elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür!   Maide 66

    Ancak kitap ehlinin Muhammede muhalefetleri ve alayları artınca bu ayetler yürürlükten kaldırılır ve Muhammed Hz. Musa yaşamış olsaydı bana uymak zorunda kalırdı türünden sözler söyler.. Kuşkusuz bu olaylar Muhammedin ilk başlarda yerel ve milli olan eyleminin evrensel bir muhteva kazanmasıyla birlikte de gündeme gelir. Muhammed ilk başta Arap kabilelerini bir milli eksen etrafında birleştirmeyi hedef alıyordu. Ancak daha sonra İran ve Bizans hükümdarlarına gönderdigi mektuplar ile birlikte ele alındıgında kendi yaptıgına kendisinin de şaştıgını ve artık dinini evrensel bir hale koymaya çalıştıgını görebiliriz.

    O başlangıçta Arap Yarımadasında tek bir müşrik kalmayıncaya kadar savaşmakla emrolundum derken hayatının son zamanlarına dogru Suriyeyi fethetmek için Usame komutasında bir ordu hazırlamakla meşgul olur.

    Medine döneminde Muhammed yönetici konuma geçince kendisi ile ilgili protokoller de konur, onunla sıradan bir insan gibi konuşulmamalı ve ses yükseltilmemelidir. Mekke döneminde olmayan yeni sınırlamalar getirilir. Bunların içerisinde :

    Ey iman edenler! Peygamber ile başbaşa konuşacağınız zaman, başbaşa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Mücadele 12

    ayeti daha sonra ihmal edilir ve peygamberle kurulan ilişkileri zayıflatır. Bunun sonucunda bu hüküm de geçersiz kılınmıştır.

    Başbaşa konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da, sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Resülüne itaat edin. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.  Mücadele 13

     Son olarak nash ve mesuh un ne anlama geldigini bize neler düşündürttügünü de incelemek gerekiyor.

Klasik Kur' an yorumcuları nasih ve mensuh örneklerini üç bölüme ayırarak incelemişler :

    1- Hükmü ve Okunuşu yürürlükten kaldırılan ayetler : Bu tür ayetlerin metni de hükmü de yürürlükten kaldırılmıştır. Bu türe örnek olarak Aişe nin sahih hadis kiteplarında yer alan şu sözü örnek gösterilir :

         Evliligi haram kılan on emzirme, beş emzirme ile ( süt kardeşliginin dogması için on emzirmenin gerekliligini savunan ayet, beş emzirmenin yeterli oldugunu savunan ayet ile )yürürlükten kaldırılmıştır

          Aişeye iliştirilen bu söz peygamber vefat ettikten sonra toplanan Kur' ana kimi ayetlerin alınmadıgını ima etmektedir. Gene buna benzer bir rivayete göre Aişe şöyle demiştir :

           Biz Bakara suresi kadar uzun bir sure okurduk, bu sure bize unutturuldu.

           Bu türden rivayetleri degerlendiren şiilerin bir kısmı kimi ayetlerin Kur'ana alınmadıgını ileri sürmüşlerdir. Nitekim elimizde bulunmayan sureler ve ayet bir Kur'an Hindistan'da Bankipore kütüphanesinde bulunmaktadır. Yine Abdullah İbn Mesud tarafından, Fatiha, Felak ve Nas surelerinin ayet olmadıgı, peygamberin duaları oldugu gerekçesiyle kendinin oluşturdugu Kur'ana dahil edilmedigi bilinmektedir.

      2- Hükmü kaldırılmış olmakla birlikte Kur'anda yer alan ayetler : Bu türün örnegi olarak yukarıda zikredilen benim dinim bana senin dinin sana ayeti ve benzerleri örnek gösterilir. Kuranda yer almasına karşın müşrikleri gördügünüz yerde öldürün ayeti indikten sonra hiç bir hükmü kalmamıştır.

       3- Okunuşu yürürlükten kaldırılmış ama hükmü devam eden ayetler : Bu türün tipik örnegi olarak recm ayeti verilir. Rivayete göre recm den söz eden bir ayet olmasına ragmen Kur'ana yazılmamıştır. Nitekim Ömer le ilgili şöyle bir rivayet iliştirilir. Ömer zina eden kadın ve erkegi Allah tan ibret olarak taşlayarak öldürünüz sözünün ayet oldugunuiddia ederek Kur'ana yazdırmak istemiş, fakat sözün ayet oldugunu belgeleyen iki şahit bulamadıgı için Kur'ana yazılmamıştır.

         Nasih ve mensuh olgusu İslami bildirilerinin gerçek niteligini anlamamızda büyük öneme sahiptir. Bu önem ihtiva eden sonuçlar şöyle sıralanabilir :

          Birincisi, nasih ve mensuh olgusunu, İslam dinsel bildirilerinin Muhammed' in niyetleri ve stratejileri dogrultusunda biçimlendigini; niyet ve stratejiler degiştikçe, bir önceki stratejiye ilişkin bildirilerin yürürlükten kaldırılarak, yenileriyle degiştirildiklerini düşündürmektedir.

           İkincisi, nasih ve mensuha ilişkin aktarılan bilgiler dogruysalar, elimizde bulunan Kur'ana alınmamış kimi ayetlerin bulundugunu göstermektedir.

           Üçüncüsü nasih ve mensuh olgusunun İslami bildirilerde biçimlenmesinde, Muhammedin degişken niyetlerine ve toplumsal stratejilerine ek olarak, bireysel istemleri, arzuları ve kendisine yapılan telkinler, uygulamada karşılaşılan sorunlar vb. nin de etkili oldugunu düşündürmektedir.

           Burada hangi inanan insanın Tanrının zaman ve mekan içerisinde meydana gelen olaylara göre , ya da ortaya çıkan aksaklıklara göre strateji degiştirecegini kabul edecegini sormak gerekiyor.

 

Dr. Hasan Aydın' ın makalelerinden derlenerek hazırlanmıştır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !