dinlerden özgürlük

19/9/2009

Miraç

Bir önceki  yazımda yer ile gögün ayrılmasından bahsetmiştim. Bu ayrılma aslında kol ile kafa emeginin de ayrılmasını simgelemekle beraber bariz bir de sonuca yol açıyordu. O da gögün kutsal olması ve insanların göge yani tanrıya ulaşma çabaları. Bir kere tanrıya gökte yer verildikten ve ona ulaşma çabaları, göge ulaşmakla adreslendirildikten sonra pek çok kültürde bu anlayışın izlerini görmek mümkün olmaktadır.

 

Birçok Altay halkında, gökyüzü bir çadır biçiminde düşünülür. Samanyolu bu çadırın dikişleri, yıldızlar da ışık alması için açılmış delikleridir. 

 

Gökle iletişimin dogrudan mümkün olacagına inanılır. Bu iletişim makrokozmik düzlemde bir eksenle temsil edilir. (direk, agaç vb.); mikrokozmik düzlemde ise konutun orta diregi ya da çadırın tepesindeki açıklıkla ifade edilir. O halde her insan konutunun izdüşümü dünya merkezine yansıtılmış demektir veya her sunak, çadır veya ev farklı katlar arasındaki kopuklugu gidermeyi, tanrılarla iletişime geçmeyi, hatta göge yükselmeyi mümkün kılmaktadır.

 

Radlov, Altaylıların at kurbanı töreninin artık klasikleşmiş bir betimlemesini yapmıştır. Bu kurban töreni her aile tarafından zaman zaman yapılmakta ve iki ya da üç gece sürmektedir. Şaman bir çayırlıga yeni bir yurt kurar, bunun içine de dalları kesilmiş ve üzerine dokuz çentik atılmış bir kayın agacı yerleştirir. Birçok hazırlık ritüelinin ardından atı kutsar ve birkaç yardımcısının da el vermesiyle belkemigini kırarak atı öldürür, böylece hiçbir kan damlasının dışarı sıçramasına izin vermez. Atalara ve koruyucu ruhlara yapılan sunulardan sonra, et hazırlanır ve törenle yenir. Ritüelin ikinci ve en önemli kısmı ertesi akşam yapılır. Sırtına şaman giysisini giyen şaman çok sayıda ruh çagırır. Bu uzun ve karmaşık tören göge yükselişle sonlanır. Davuluna vuran ve bagıran şaman göge yükseldigini gösteren bir takım hareketler yapar. Esrime durumu içinde kayın agacının gövdesindeki ilk çentiklere çıkar, gögün farklı katlarına ard arda girer, dokuzuncu kata kadar yükselir. Gerçekten güçlü bir şamansa on ikinci kata, hatta bazen daha da yukarılara çıkar. Gücünün verdigi en üst noktaya çıkınca şaman durur ve Bay Ülgen’i çagırır. Şaman Bay Ülgen’den kurbanın kabul edilip edilmedigini ögrenir ve gerek zaman, gerekse yeni hasat hakkındaki kehanetleri alır. Bu bölüm esrimenin doruk noktasıdır. Şaman tükenmiş bir halde yere yıgılır. Bir süre sonra gözlerini oguşturur, derin bir uykudan uyanıyormuş gibi yapar ve sanki uzun bir süre yokmuş da yeni gelmiş gibi hazır bulunanları selamlar. Şamanın yer altı dünyasına inişi, göge tırmanışının karşıtını oluşturur.

 

Toplulugun bir üyesinin digerleri için gizli ve görülmez şeyleri görebildigini ve doga üstü dünyalardan dogrudan ve kesin bilgiler taşıyabildigini bilmek hem güven hem  de teselli verir. Tanrı öncesi toplumlarda ya da tanrıya geçiş süreci içindeki toplumlarda bu işi toplum adına şamanlar yapmaktadır. Şaman ya da büyücüler kendilerine verilmiş olan yetkeyle dogaüstü güçlerle ilişki kurarak toplumu aydınlatabilmektedirler. Bunun yolu ise göge yükselmekten geçmektedir. Göge yükselerek tanrılardan yetkeyi almakta ve bu da onlara toplum üzerinde önemli bir otorite saglamaktadır. İlk önceleri dinsel temelde olan bu yetke yer ile gögün ayrılmasından sonra yani toplum sınıflara ayrılıp siyasi bir birim haline dönüştükten sonra artık siyasi egemenligin temeli olagelmiştir ve böyle de olmak zorundaydı.

 

Göge yükseliş ve büyülü uçuşla (kanatlar, avcı kuş, -kartal, şahin- tüyleri) ilişkin mitlere destanlara ve ritüellere bütün dünyada ve Avusturalya ile Güney Amerika’dan Kuzey kutbuna kadar her kıtada rastlanmaktadır. Bu mitler şamanizme özgü düş ve esrime deneyimleriyle uyum içindedir ve arkaik olduklarına kuşku yoktur.

 

Kiş kentinin Kralı Etena ile ilgili önemli, oldukça tanınmış küçük bir destan var. Tufan öncesi krallar listesinde Etena adı, felaketten hemen sonra hanedanın kralları arasında görülür; orada " çoban, göge çıkan,bütün ülkeleri birleştiren, kral olan, 1560 yıl hükmeden diye anlatılır. Bu adlandırma, bize göge uçuşuna dair hiç bir Sümer metni kalmamış olmasına ragmen, Etena'nın maceralarının eski kroniklerce bilindigini göstermektedir. Ayrıca uçuşunda başarılı oldugu da anlaşılıyor. Fakat uçuşu ile ilgili günümüze gelen daha sonraki Sami metni parçaları çogunlukla son Asur monarkı Asurbanipal'in kütüphanesinden geliyor.

 

Küçük destanın giriş bölümünde, günümüze kadar gelebilen biçimiyle, yüce kuş Güneş Kartalının bile suç işlemesini anlatarak başlar..

Kuş komşusu yılana "Gel" der "barış ve dostluk yemini edelim ve ona uymayanın üstüne güneş tanrısı Samaş'ın laneti yagsın"

Güneş tanrısının önünde yemin ettiler ve yeminlerini lanetle mühürlediler. "Şamaş, Şamaş'ın sınırların aşana öldürücü darbeler indiren eliyle felaketin en büyügünü versin! Ölüler dagı ona girişini kapasın"

Sonra yavruları oldu ve dogdular. Yılanınki bir karaagaç gölgesinde, kuşunki bir dag dorugunda dogdu. Ve kuş yabani bir boga veya eşek yakaladıgında, yılan bundan yedi, çekildi ve yavruları yedi. Yılan yabani bir keçi veya antilop yakaladıgında, ulu kartal yedi, çekildi ve yavruları yedi. Ta ki bir gün kartal yavruları tüylenip de kötü düşünceler kuşun aklına düşünceye kadar.

"Aman" dedi "yılanın yavrularını yiyeyim."

Yavrularından biri, "Ey babacıgım" dedi "bunu yapma, Şamaş'ın agına kurban olma."

Kuş gene de harekete geçti, yılanın yavrularını yuttu, yuvasını yıktı, yılan baktıgında yavruları yok olmuştu. Bunun üzerine Şamaş'a gitti.

"Elbette ey Şamaş, senin agın tüm dünyayı tutar; senin tuzagın bütün gökyüzüdür! Ve senin agından kim kaçabilir?" diye dua etti.

Güneş tanrı "Hazırlan" dedi "Daga çık, Saklanma yerin yabani boga yeri olsun. Karnını yar, içine gir ve yuvanı orda kur. Gökteki bütün kuşlar, aralarında senin kartalın da inecek, kuşkusuz hepsi içeri girmeyi düşünecekler. Kanadından yakala. Kanatlarını ve pençelerini kopar. Onu yol, bir çukura at ve orda açlıktan ve susuzluktan ölsün."

Yılan denileni yaptı ve çukurdaki mahvolmuş kuş Şamaş'a seslendi: "Efendim, benim sonum bu çukurda mı geçecek. Elbette cezamı hakettim. Fakat bırak kartalını yaşasın, sonsuza kadar senin adını ulularım."

Güneş tanrı ona dedi : "Sen kötülük ettin, acıya neden oldun, tanrılar bunu yasaklamıştır. Yaptıgın utanılacak şey; yemin etmiştin. Ve gerçekten şimdi üstüne yemininin lanetini salacagım. Sana kimi gönderirsem onu al ve bırak seni elinden tutup götürsün.

Gelen adam çok yaşlı, dermansız çoban kral, Kiş kentinden Etena'ydı.

Bu yaşlı adam "Ulu efendim Şamaş" diye dua etmişti. "Sen koyunlarımın gücünü ve tüm ülkede kuzularımı tükettin. Ben gene de tanrılara saygı duydum, ölüleri düşündüm, rahiplerin kurbanlarını eksik ettirmedim. Emredersen, Ulu Efendim, biri benim için dogum bitkisi saglasın. Dogum bitkisi bana ayan olsun. Onun meyvasını kopar Ulu Efendim ve bana bir çocuk bagışla."

Güneş tanrı "Daga çık" dedi. "Çukuru ara. İçine bak. Oradaki kuş sana dogum bitkisi gösterecek.

Ve Etena denildigi gibi yaptı.

Parça parça tabletlerin burasında öykü bölünüyor. Masal tekrar başladıgında yaşlı kral kartala binerek en aşagı gök katının kapısına varmış bile. Burada güneş, ay, fırtına ve Venüs gezegeni var. Kuş sürücüsüyle konuşuyor.

"Gel arkadaşım, seni daha ötelere, Anu'nun yüksek katlarına götüreyim. Gögsünü bana yasla. Ellerini kanatlarımın tüylerine, kollarını kanatlarımın omuzlarına göm."

İki saat daha çıktılar. Kuş bagırdı: "Aşşagı bak, arkadaşım, dünya nasıl görünüyor! Tuzlu denizi okyanus sarmış. Ortasındaki kara da dag."

İki saat daha çıktılar. Kuş bagırdı: "Aşagı bak, arkadaşım, dünya nasıl görünüyor! Tuzlu deniz karanın çevresinde geniş bir şeritten ibaret."

İki saat daha ve gene: "Aşagı bak arkadaşım, dünya nasıl görünüyor! Tuzlu deniz bahçıvanın sulama çukurundan daha büyük degil."

Anu, Bel ve Ea'nın yüksek kapısına ulaştılar. Etena ve kartalı.

Tablet gene kırılıyor ve devam ediyor:

"Gel arkadaşım, seni daha ötelere, tanrıça İştar'ın katına götüreyim. Seni onun ayakları dibine bırakayım. Gögsünü bana yasla. Ellerini kanatlarımın tüylerine göm."

İki saat daha ve kuş: "Aşagı bak, arkadaşım, dünya nasıl görünüyor. Kara dümdüz görünüyor, koca tuzlu deniz de avlu kadar" dedi.

İki saat daha: "Aşagı bak arkadaşım, dünya nasıl görünüyor. Kara küçük bir tümsek ve tuzlu deniz sepet kadar."

İki saat daha çıktılar. Fakat Etena bu kez baktıgında aşagıda ne kara ne deniz göremedi."Aman arkadaşım, daha çıkma" diye bagırdı ve o anda düştüler. İki saat düştüler, iki saat daha.

Bundan sonra metin dagılıyor.

 

Dikkat edilirse bu Sümer metninin biraz farklılaştırılmış biçimini daha sonraki İslamiyet’in miraç anlatımında görmekteyiz. Etena kuşa binerek göge çıkmıştır, Muhammed Burak adlı atla göge çıkar. Etena pek çok tanrı ile buluşur, Muhammed ise ondan evvel gelen tanınmış peygamberlerle buluşur. Her ikisi de gögün degişik katlarına çıkarlar ve bu anlatım da Şamanist gök katları anlatımıyla iç içedir. Etena dogum tılsımını almak istemektedir, Muhammed ise Miracın sonunda yendiden dogum anlamına gelecek ahret günü şefaatin yetkesini elinde bulundurarak yeryüzüne iner.

 

Göge çıkma yetkiyi gökten almanın bir simge ve göstergesidir. Mutlak hakim göktedir ve yeryüzü hakimi ya da kralı bu yetkiyi ondan almaktadır. İlkel toplumda şaman bu görevi yerine getirir ve gökten haber getirir. Uygarlık ilerledikçe ve tanrılar oluştukça, tanrının temsilcisi olan şefin gökle baglantı kurarak toplumun esenligi için haberleri alması gerekir. Bu ayrıca onun krallıgının da meşruiyetidir. Bu olgu dünyanın tüm ilkel kültürlerinde evrenseldir.

 

Mısır Firavunu bir bokböcegi ya da bir çekirge biçiminde uçar. Rüzgarların, bulutların, tanrıların ona yardım etmesi gerekir. Kral kimi zaman bir merdivenden tırmanarak göge çıkar. Kral daha göge çıkarken tanrılaşır ve özü insan soyundan tamamen farklılaşır. Firavun kraliyetinin ve hükümranlıgının meşru temelini göge çıkarak şekillendirir.

 

Yaklaşık olarak MÖ 1028 de son Şang kralı Çou beyine yenildi. Bey, yaptıgı meşhur açıklamada, krala karşı isyanını, çürümüş ve nefret uyandıran bir egemenlige son verme konusunda gök tanrıdan aldıgı buyrukla gerekçelendiriyordu. Meşhur gögün vekaleti ögretisinin ilk ifadesi budur. Zaferi kazanan bey, Çoular’ın kralı oldu ve Çin tarihindeki en uzun süreli hanedanı başlattı.

 

Muhammed’den göge çıkarak ve aşagı bir kutsal kitap indirerek peygamberliginin gerçekligini kanıtlanması istenmektedir. Muhammed’den Musa’nın, Daniel’in, Hanok’un, Mani’nin ve göge çıkıp Allah’la karşılaştıktan sonra, tanrısal vahyi içeren Kitap’ı dogrudan onun elinden alan diger elçilerin verdigi örnege uyması beklenmektedir. Bu senaryo ne Rabbani yahudiligine, ne Yahudi apokaliptigine ne de Samirriyelilere, Gnostiklere ve Sabilere yabancıdır. Kökenleri efsanevi Mezopotamya kralına dek uzanır ve kraliyet ideolojisiyle uyumludur.

 

İslamiyet’in yaptıgı da bir devlet olarak kendini var edebilmek için tanrıda bu yetkeyi alabilmek olmuştur. Kraliyet’in ve egemenligin  meşru temelinin gökten geldigi zaten tüm toplumca kabullenilmiş bir olgu idi ve binlerce yıldır kabul edilen bir şeydi. Burada yapılması gereken yeni şartlara uygun bir efsane yaratarak Muhammed’in miracını topluma eski bilgileri paralelinde sunabilmekti. Ve böylece Mekke devrinin 11. yılı Recep ayının 27 sinde Muhammed’e göksel otoriteyi saglayan Miraç olayı meydana geldi.

 

Tüm toplumlarda ortak olan göge çıkış anlatımının toplumsal temelleri ortaya çıktıgına göre Muhammed’i de bundan bagımsız kılabilmemiz mümkün müdür. Şayet Muhammed göge çıkmış ise Etena’nın, Adapa’nın, Çou beyinin. Mısır firavunlarının ya da ilkel şamanın göge çıkmadıgını söyleyebilmek için bir verimiz olabilir mi. Ya da daha dogrusu Muhammed sadece onlara öykünmüş ve onların yaptıgını mı yapmıştır.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »