dinlerden özgürlük

27/5/2007

Eski Roma Dini


       Roma'nın en eski dini en ilkel aşaması dagınık ve bireysel unsurlar içeren sihir ve büyü aşamasıdır. Bu aşamada daha tanrılar ortaya çıkmamıştır ve degişik klanların inanışları söz konusudur. Bu dönemdeki inanışlar devlet dininin ortaya çıkışıyla, kabul edilen dinin dışına atılmışsa da halk arasında yaygınlıgını yitirmemiş her toplumda görüldügü üzere yeni biçimlerle birlikte varolarak yakın zamanımıza  kadar gelmiştir.

       Bu aşama, hem sosyal hem de kişisel içerikli dinsel eylemler ya da törenler toplamıdır. Kuraklık döneminde yagmur yagması için büyülü dualar edilen Aquaeclicum, kadınların kısırlıgını gidermek için büyülerin yer aldıgı Lupercalia . Bunların dışında, bireyin iyiligine ( bonum carmen ) ya da kötülügüne ( malem carmen ) olmak üzere kişisel içerikli büyüler de söz konusudur.

        Bunlardan bireyin zararına olan büyüler 12 Levha Kanunu ile yasaklanmış, bireyin yararına olan , saglık sorunlarına yönelik büyüler halk arasında kullanılmış ve aydınlar tarafından desteklenmiştir.

        Cato nun anlattıgı kırık çıkık tadavisinde kullanılan bir büyü şöyledir :

         " Her hangi bir çıkık aşşagıdaki şekilde tedavi edilebilir : Dört ya da beş ayak uzunlugunda bir kamış alın ve ortasından ayırın, bunu kalçanıza tutmaları için iki adama verin. Kamışın iki yanı bir araya gelene kadar şu sözleri söylemeye başlayın : motas vacte daries dardares astatariesdissunapitur Üzerine bir bıçak sallayın ve kamışların bir yanı digerine degecek şekilde karşı karşıya geldiginde , elinizle tutun ve sagdan sola kesin . Eger kamış parçaları çıkık ve kırıga uyarsa, çıkık iyileşecektir. Yine de her gün aynı büyülü sözleri söyleyin ve bir çıkık durumu oldugunda şu şekşlde söyleyin : haut haut haut istasis tarsis ardannabou dannaustya "

          Plinius Roma halkı arasında kullanılan muska ve sihirlerden bahsederek bazı büyülerden bahseder :

          " sirkeyle ıslatılmış erkek saçı köpek ısırıklarına iyi gelir. Bu Bu saç şarap ve zeytinyagı ile ıslatılırsa baştaki yaraları tedavi eder. Yanmış saç habis bir uru tedavi eder. İlk kez dişi çıkan bir çocugun dişi, yere temas etmemesi koşuluyla, bir bilezigin içine yerleştirilirse ve bu bilezik hiç çıkarmadan bir kadının bileginde taşınırsa, mahrem yerlerdeki agrıları giderir. "

           Forum da Romulus'un kutsal incir agacına imparatorluk günlerine kadar tapınılırdı. Onun gövdesinin kuruması bütün kente dehşet saçmaya yeterdi.


           Roma'da Sabine Rahipleri demir degil yalnızca bronz ustura ve bıçaklarla traş olabilirlerdi. Roma'daki Arval Kardeşler kutsal korusuna ne zaman taş üzerine yazı yazmak için demirden bir oyma aleti getirilse, kefaret olarak bir koyun ya da domuz kurban edilirdi, alet korudan götürüldügünde de aynı tören tekrarlanırdı. Demire karşı bu boşinanların toplumun demiri bilmedigi, yeni bir şey olarak kuşkuyla baktıgı dönemlerden kalmış olsa gerektir.



Roma dininin ikinci aşaması Latium bölgesinde köylü topluluklarının inançları çevresinde gelişen ve önceki dönemlerdeki sihir ve büyülerin de işlevlerini sürdürdükleri belli inanç ve tapımları oluşturan dinsel toplulukların oluşturdukları aşamadır.

       Bu aşamanın tayin edici özelligi bireysel mülkiyetin gelişmesi, evliligin tek eşlilige dogru yol alması ve tek eşli aile kavramının ortaya çıkmasıdır. Diger soy yakınlarından ayrı yaşayan ayrı bir hane ortaya çıkmıştır. Bu kavram toplumun dinini de şekillendirmiştir. Eski toplumun totemleri, eski klan tanrıları şimdi soyların birleşmesiyle tüm toplumun tanrıları haline gelmiştir. Özel mülkiyetin yaygınlaşmasıyla ruh ya da animizm yerini tanrıya; büyü yerini dua ve sunuya bırakmıştır.

       Roma dininin temelini oluşturan Latium köylü dini , ailenin yaşadıgı eve ve eve huzurunu saglayan koruyucu tanrılara odaklanmıştır. Ev ailenin tapınagı, evin reisi olan baba dinin rahibi ve yöneticisidir. Vesta aile ocagının temsilcisi , Penates kilerin koruyusu, Lanus evin kapısının  bekçisi, Lares ailenin sürekliligini saglayan, Genius ailenin kutsal gücünü simgeleyen tanrılar olarak ev tanrılarının en önemlileridir. Ölen ataların ruhları olan Di Manes ev halkının huzurunun ve güvenliliginin sürekliligini saglayan ve bunun için özel tapımlarla ve günlük sunularla yatıştırılması gereken güçlerdir.

        Roma'nın geleneksel dininin tanrıları Numen lerdir. Numen ler çiftçilik gelenegi ile beslenen toplumda tarım kültürü ve aile yaşantısı ile içiçe olan kutsal ruhlardır. Bu ruhlar eski gelenekten yola çıkmış ve şimdi tanrı olma aşamasındadırlar.

         Alomena yeni dogmuş bir bebekten sorumludur. Nona ve Decima gebeligin kritik aylarını gözetir. Iuno evli kadının yanında yer alan güçtür. Ianus kapının koruyucusu, Terminus ise tarlanın sınır taşıdır. Bu tanrıların her biri eski klanların ata ruhlarıdır.

         Romulus Roma'yı kurarken 100 Latin soyunu bir araya getirmiş, bunlara 100 Sabine soyunu katmış daha sonra bunlara 100 Etrüsk soyu da katılmıştır. Evvelce hepsi soyların koruyucu ruhları ve ataları olan bu isimler şimdi yeni toplumun tanrıları olmuşlardır.

          Romalılar bir doga olayıyla kendini belli eden bu Numen'lerin isteklerini, bu doga olaylarını gözlemleyip yorumlayarak anlamaya çalışırlardı.Bu durum Roma dininde kahinligin gelişmesine ve kehanet kurumlarının gelişmesine neden olmuştur. Kehanet tanrıların gönderdigine inanılan gök gürültüsü, şimşek, yıldırım gibi bir takım doga üstü olayları ve kutsal sayılan bazı hayvanların iç organlarına bakarak ya da kuşların uçuş yönleriyle yem yeme biçimlerini yorumlayarak yapılır ve Roma'nın siyasi, askeri ve sosyal olaylarının yönünü belirlemede etkin olurdu. Bu işle ugraşan kişiler Roma senatosunun içinden ve yüksek görevlilerden seçilir ve yaptıkları işe göre adlandırılırlardı.

           Özellikle kartal ve akbabaların uçuşuna göre kehanette bulunanlara Augur ( kuşbilici ), hayvanların iç organlarına bakarak kehanette bulunanlara Haruspex denirdi.

           Livius ; İ.Ö. 340 yılında yapılan bir savaş sırasında Roma ordusunun muharebeye kalkışmadan önce bir kurban adadıgını ve bu kurbanın karacigerini inceleyen haruspex in o dönemin konsülü Decius'a karacigerin olagan konumunda bulundugunu belirttigini ve bu kehaneti alan Roma ordusunun, tanrıların kendi yanında olduguna inanarak savaşa giriştigini, aktarır.

            Romulus'tan Servius Tulluius'a kadar hanedan anaerkil bir biçimde kızlara koca olan damatlar şeklinde devam eder. Bu dönemde anasoydan atasoya dogru bir geçiş söz konusudur. Servius Tulluius ile birlikte Roma bir devlet halini alır ve artık ataerkil tanrılar önem kazanır. Bu dönemin en önemli tanrısı Mars'tır. Ancak sembolik olarak tanrıyı öldürme törenleri yapılır.

             Daha sonra savaş tanrısı olacak olan Mars başlangıçta bitki tanrısıydı. Roma çiftçileri ürünün verimli olması için Mars'a dua ederlerdi. Aryal kardeşler rahip grubu yalnızca Mars'a dua ederdi, bol bir hasat için Ekim ayında Mars'a bir at kurban ederlerdi.

             Dinin bu aşamasında tek tek ailelerde düzenlenen törenler, tüm toplumu içine alacak biçimde düzenlenen törenlere dönüşünce , bu dinsel törenleri düzenleyecek ve denetimi saglayacak kurumlara ihtiyaç duyulur, ve bu durum ruhban sınıfının doguşuna yol açar. Pontifex' lik ( rahip ) kurumu ile birlikte ve Yunan etkisi ile Roma dini üçüncü aşamasına girer.



Çiçero şöyle der : "Ailemiz ve atalarımızla ilgili dinsel törenleri korumak, eski zamanlar tanrılara çok yakın olduguna göre, adeta tanrılardan devralınan dini korumakla eşittir."

    Roma devlet dini İ.Ö. 7 yy dan başlayarak, İtalya dışından gelen kültürlerin, özellikle Etrüsklerin inançlarıyla ve İ.Ö. 3 yy dan itibaren Yunan dininin etkisiyle üçüncü aşamasına girmiştir.

    Yunan etkisiyle, Homeros ve Hesiodos'un destanlarındaki Yunan tanrıları herbirinin kendine özgü söylenceleri Roma tanrılarına Latince adlarıyla geçti. Bu dogrultuda eskiden fırtına ve çiftçilikle ilgili olan bitki Tanrısı Mars, Yunanlıların Ares'iyle özdeşleşip savaş tanrısı oldu ve Romalılar için en önemli tanrı olma özelligini korudu. Roma şimdi emperyal sömürgeci bir devlet olma yolunda ilerliyordu ve burada da Tanrı Mars a çok iş düşüyordu.

    Tanrılar'ın babası Juppiter, Zeus'la; kadınların ve evliligin koruyucusu Juno Hera ile; tanrıların habercisi Mercurius Hermes'le özdeşleşti. Sanatçıların ve zanaatkarların tanrıçası ve Roma bigeliginin ruhu Minerva, Pallas Athena'nın ; aşkın tanrıçası Venüs, Aphrodite'nin öyküleriyle anıldı. Neptunus, Poseidon ; Vulcanus, Hephaistos ; bugday ve bereket tanrıçası Ceres, Demeter ; kırların tanrısı Liber ise Dionysos ya da Bacchus oldu. Avcıların ve ormanın tanrıçası Diana, Artemis'e, kardeşi Phoebus ise Apollon'a eş tutuldu.

     Bu ilk dinin temeli eski klan ataları idi. Diyelim ki on klan bir kabileyi meydana getiriyordu; her klanın atası kabilenin panteonunda bir tanrı olarak yer alır ve güçlü ve hakim klanın atası ise kabilenin baş tanrısı olurdu. Dinin bu biçiminde tanrılar henüz net olarak dogadan kopmuş degillerdi. Tamamen insansı özellikler taşır, insanlar gibi yer, içer eglenirlerdi. Tek özellikleri ölümsüz olmaları idi. Kabile ya da daha sonra devlet tapımı haline geldiklerinde bu tanrılar için şölenler düzenlemek adet olmuştu. Bu törenlerde, tanrı heykelleri yiyecek ve içeceklerle bezenmiş sofraların yanındaki sedirlere yerleştirilerek halka sunulur ve insanlarla tanrılar yakın bir ilişki içinde bulunurdu.

      Livius bu törenlerin 9 gün sürdügünden ve tüm kent halkının efendi-köle, soylu-halk, kadın-erkek ayrımı yapılmadan tanrıları duyumsamak ve onlara yakın temasta bulunmak için törene katıldıgından söz eder.

      Roma'nın devlet tanrılarına gösterdigi bu özenin yanında siyasal yayılımı kolaylaştıracagına inanıldıgından, fethedilen ülke tanrılarına da hoşgörülü yaklaşımı vardı. Yöneticiler devlet diniyle büyük bir uyumsuzlık yaşamadıgı sürece egemenlikleri altına aldıkları ulusların dinine hoşgörüyle yaklaşmış, tapınaklarını yagmalamamış ya da tanrılarını mekanlarından kovmamışlardır. Aksine o tanrıları Roma Panteonunun içerisine dahil etmişlerdir.

      İ.Ö.205-205 yılları arasında Kartaca savaşlarının en bunalımlı dönemlerinde Hannibal ile büyük bir savaşım içindeyken, bu durumdan kurtulmak için başvurdukları Sibylla kehanet kitaplarının  yanıtları dogrultusunda Kybele kültünün İ.Ö. 205 te Roma'ya aktarılması saglanmıştı. Gemilerle çok zor bir yolculuktan sonra Kybele Anadolu'dan Roma'ya gelmişti. Bunun sonucu Roma'nın galibiyeti oldu.

       Gene Sibylla kitapları aracılıgıyla İ.Ö. 294 yılında saglık tanrısı Aesculapius, bir yılan olarak Tiber'de bir adaya getirilmişti.

       Roma devlet dininde Yunan dininin bir diger etkisi ise, tapınak anlayışında kendini göstermiştir. Roma dinindeki Numen gibi soyut bir anlayışın tapınaga gereksinim duymamasının sonucu, önceleri evin ocagını, kilerini veya eşigini ya da koru, magara, pınar gibi dogal alanları birer tapınma yeri olarak gören Romalılar Yunan'lıların etkisiyle gerçek anlamda tapınak kavramıyla karşılaştılar. Önceleri augurların falcılık yaptıkları yerler olan tapınaklar, insan olarak düşünülen tanrıların ikametgahları olarak görülmeye başlandı. Roma kentinde ilk tapınak Capitolium tepesinde Juppiter, Minerva ve Juno'ya adanarak kuruldu. Önceleri belli sembollerle betimlenen Numenler artık tanrı heykelleri ile özdeşleşti.

        Yunan dininin Roma'nın dindel içerigine bir başka etkisi tanrıların efsanelerinin ve soylarının anlatıldıgı söylencelerin tanıtımı aşamasında yaşanmıştı. Cinsiyeti belli olmayan Roma tanrıları bu etkileşim sonucunda cinsiyet kazandılar ve Yunan tanrılarına benzer soy tarihleri ve aşk öyküleri oldu.


Devlete geçiş döneminde oluşan Roma din kurumunun en önemli ögesi pontifex'lik (rahiplik) kurumuydu. Bu kurumun başındaki Pontifex Maximus, devlet dininin bütün kurallarını yerine getirmekten sorumluydu. Görüşüme göre bu kurum daha sonraki Hıristiyanlıkta yer alan Papa'lık ve diger dini kurumların temelini teşkil etmiştir.

       Bütün dinsel konularda ve davalarda hakim rolü üstlenen Pontifex'ler
kabile komitesince seçilerek iş başına gelirlerdi. Dinin en küçük ayrıntısını, her türlü dua, adak ve tapım biçimini bilmekle yükümlüydüler. Her tanrının adını ve bu adın ne zaman ve nasıl kullanılacagını da ögrenmek zorundaydılar. Ayrıca her bir tanrının özel kültlerinden sorumlu olan flamines ler vardı.

       Eski Roma soy örgütlenmesinde 10 soy bir curia olmak üzere birleşir ve aralarından seçtikleri curia denilen kişi rahiplik görevini üstlenerek kardeşlik toplulugunun baş görevlisi olurdu. Her toplulugun kendine özgü tapım biçimleri vardı. Toplulugun sacellum denilen tapınma yeri aynı zamanda curiales toplulugunun gündelik işlerini görüştügü yerdi. Bu işleri yöneten curia dan başka kendilerine bir de flamen curialis denen yardımcı rahip seçerlerdi. Görüldügü gibi Pontifex lik kurumu eski örgütlenmenin kurumlaşmış hali olmuştu.

        Pontifex Maximus, forumdaki bir sarayda iyi ve ayrıcalıklı bir yaşam sürerdi. Kendisine baglı seçilmiş pontifex'lerden oluşan 16 kişilik bir kurul, 15 flamines'ten oluşan başka bir rahip kurulu ve 6 Vesta rahibesi bulunurdu. Vesta rahibeleri evin ve sonradan da devletin ocagındaki ateşin sürekliligini saglamak zorunda oldukları için önemli bir dinsel işlev üstlenmişlerdi. Aslında bu ateş eski ilkel toplumun kabile meydanı ateşinin degişik ve süregelmiş bir uzantısından başka bir şey degildi.

         Pontifex Maximus'a baglı 16 augur ve bunlarla birlikte ayrıca 15 kişiden oluşan Sibylla kitaplarının koruyucusu olan bir kahin heyeti de bulunurdu. Zamanla İmparatorluk gereksinimlerinin artışı oranında Pontifex'lik kurumunun sayıları da çogaldı. Kahin ve bilicilerin yanı sıra her Şubat ayında yeni yılı kutlamakla görevli Luperci, Mars ve Quirinius'a hizmet etmekle yükümlü Salii ( sıçrayan rahibeler ) gibi kimseler de vardı.

         Roma devlet dini Roma kralı Numa'nın yapıtı sayılır. Numa Romulus'un düzenledigi augur luk makamını geliştirerek günleri dinsel tatiller ( fasti ) ve çalışma günleri ( nefasti) olarak ayırarak bir takvim hazırlamıştır.Bu takvime göre arınma ayı olan ve dinsel bayramlarla dolu olan Şubat ayında toplumsal ve hukuksal işlerle ugraşmak tümüyle yasaklanmıştır.

         Burada din yaratmak konusunda Polybius tan bir söz aktarmak istiyorum :Polybius  " Roma kurumlarının ayrıcalıgını, onların dinsel siyasetinde en iyi biçimde duyumsadıgını ,akılcı düşünen aydınların halk yıgınlarının düşüncesizce ve yasadışı eylemlerini engellemek, şiddete yönelimli ruhlarını denetleyebilmek için birtakım batıl itikatlar geliştirerek yapay korkular yaratmalarının dogal oldugunu" vurgular.

         Aslında bunu Romalılar çok önceleri yapmışlardır. Roma'nın kurucusu Romulus halkı tam hukuk sahipleri ve yarım hukuk sahipleri olarak ayırdıktan sonra bir fırtınada kaybolur. Ölüsü bulunmaz, halk da onu tanrı yapar. Adı da Quirinius olur. Bu gelenek daha sonraları Julius Caesar'ın şahsında devam eder. Senato tarafından onaylanan Caesar'ın tanrısallıgı, onun cenaze töreni sırasında, onun ölümden sonra yaşama geçişini simgeleyen bir kuyruklu yıldızın gökyüzünde görünmesiyle birlikte resmilik kazanır. Onun ardından gelen Julius-Claudius hanedanına ait imparatorlar arasında da bu uygulama geçerliligini korur.

           Kral ve imparatorların tanrısallıgı yeni bir uygulama degildir. Soy ve kabile toplumundan devlet aşamasına geçen tüm toplumlarda erken devlet dedigimiz bir aşama vardır. Bu aşamanın belirleyici özelliklerinden bir tanesi kral olacak egemenin bir tanrısallıgı olmasıdır. Ya tanrıdır, ya tanrının oglu ya da kızıdır, fakat mutlaka bir tanrısal baglantısı vardır. Bu incelenen neredeyse tüm eski toplumların erken devlet özelliginin ortak noktalarından bir tanesidir. Diger noktalardan biri ise sınıfların oluşmaya başlamasıdır. Roma için bunun bir özgül anlamı daha vardır. Roma dini artık ölümden sonra yaşam fikrinin İsevi yorumuna alışmaktadır.

            Romalılar, insan öldükten sonra manes adı verilen bir topluluga katılacagına ve bu yıgınla birlikte yaşadıgına inanırlardı. Bu yıgın bireysel özelliklerini kaybeden ruhların ortak bir kutsallıgı ve ya da tanrısallıgı paylaştıkları bir topluluktu. Bu yıgında bireyin ölümsüzlügü söz konusu degil, manes yıgının ölümsüzlügü söz konusuydu. Manes'in yaşayan insanlar tarafından, bir takım törenler düzenlenerek rahat ettirilmesi, huzurunun saglanması dinsel bir ödevdi. Önceleri ailenin sonra devletin sorumlulugunda olan bu ödev yerine getirilmedigi zaman manes e katılan kişinin geri gelecegi ve vazifesini aksatanları cezalandıracagı düşünülürdü. Roma geleneginde yeraltı dünyasında ölülere verilecek bir ceza ya da mükafat yoktu. Aksine yaşayanlar ölüleri rahat ettirmeye ugraşırlardı. Manes kendi haklarına saygı gösterenleri ödüllendirir, hizmetleri aksatanları cezalandırırdı.

            Ancak tanrı-imparatorlar dönemiyle birlikte dogum ölüm sarmalını işleyen tarım toplumunun temel inanışı olan kültler Roma'ya girmeye başlamıştı. Bu gizem dinleri Roma'nın Hıritiyanlıga hazırlanmasına çok büyük bir katkı sagladılar. Bir araştırmacının dedigi gibi. " Şayet Hıristiyanlık doguş yıllarında ölümcül bir hastalık tarafından durdurulsaydı, dünya bugün Mitras dininde olurdu."


Romalılar yeraltı dünyasının ürkütücü manzarası, dehşet yaratan tanrıları ve özel ödül ya da ceza kavramlarıyla Etrüskler ve Yunanlılar vasıtasıyla tanışmışlardır. Bu kültürlerin inançları, Pluto, Dis Pater gibi insan biçimli yeraltı tanrılarını; üç başlı Cerberus, Acheron Irmagı ya da
Minos ve Rhadamanthus gibi yeraltı yargıçlarını Roma'nın özgün, sakin, işkencesiz ve harhangi bir kötülügün olmadıgı yeraltı dünyasına sokarak burayı hayalleri bile zorlayan bir mekana dönüştürmüştür.

    Stoacıların "ruhun bedende bir hapisteymiş gibi yaşadıgı, ölümle baraber kurtuluşa ulaşacagı" şeklindeki görüşleri Orpheus gizemcileri ile birleşmiş ve yeni kült dinleri yaygınlık kazanmıştır. Orpheus gizemcileri ruhun asıl evinin yıldızların en üstünde oldugunu ve buraya ancak bedenin
ölümüyle ulaşacagını belirtirler. Bu kişiler ruhun kalıcı bedenin geçici olduguna inanırlar.

    Roma'da etkinligini hissettiren başlıca gizem dinleri şöyle sıralanabilir :

    1- Bacchus tapımı

    2- Kybele- Attis tapımı

    3- Ceres (Demeter) - Proserpina ( Persephone ) tapımı

    4- İsis- Osiris tapımı

    5- Mitras tapımı

         Bu gizem dinlerinin ortak özelliklerini ise şöyle sıralamak mümkündür :

    1- Gizeme konu olan tanrının öyküsü açıktır ama öykünün ayrıntıları gizli tutulur ve sadece dine giren kişilere açıklanır.

    2- Her gizem dininde varolan, ölen ve dirilen tanrı betimlemesi, her bahar ayında yeniden dogan ve her kış ölen bitki örtüsünün yıllık çevrimini yansıtır. Dine kabul edilen kişi, dogadaki yeriden dogumu, ölümü, yavaşlamayı ve gelişmeyi görür ve kendisinde bu çevrimi hissederek dogayla özdeşleşir.

    3- Gizemdeki tanrı ya da tanrıçaların söylemlerinde, onların düşmanlarını yendiklerine ya da yeryüzünü günahtan kurtararak, yaşama dönüp ölümü yendiklerine inanılır. Tanrının bu öyküsü canlandırılarak dine kabul edilenlerin, söylencelerin içindeki yeniden dogumu büyük bir esrime
halinde duyumsamaları saglanır.

    4- Gizem dinleri sevgi yoluyla taraftarlarının tanrıyla yakın ilişki içine girmelerini saglar. Sevgi yoluna girenler insanın tanrının sevgisine layık olmadıgını düşünür ve buyüzden bedenlerini küçümseyerek ruhlarını yüceltmeye yönelirler.

    5- Gizem tanrıları, ölümlüler gibi acı çeker ve ölürler. Osiris, Orpheus, Hercules, Bacchus, Attis ve Adonis ölen ve dirilen tanrılardır. Bunlar yeraltına inip oradaki ruhların da günahtan arınmalarını saglarlar.

    6- Gizem dinlerinin temel içerigi , acı çeken tanrının acısına da ortak olmadır. Gizeme kabul edilen kişiler tanrının yazgısını kendilerine örnek alarak yas tutarlar. Bu yası, tanrının kurtuluşuyla birlikte beliren coşku ve sevinç takip eder.

    7- Gizem dinlerinde tanrıların yazgılarını paylaşan taraftarlar tanrıları gibi davranırlar.

    8- Gizem dinlerinde doganın sakladıgı gizler, sadece onların gerçek anlamını çözmüş rahipler tarafından yorumlanır. Kybele törenlerinde hadım etme eylemi aslında ekinin biçilmesidir. Ya da taraftarların kollarını bıçakla kesmesi topragın yarılmasıdır.

    9- Her mevsim yapılan dinsel geçitler, arınma gösterileri, oruç tutma ve gizlerle örtülü törenler gibi dine kabul edilmek için düzenlenen ayinler de gizem tanrı ya da tanrıçası ile birleşmenin, gizemi ögrenerek ondan kutsal bir ödül almanın yoludur.

        Romanın degişik zamanlarında etkin olan bu dinlerden İsis-Osiris kültünün bir özelligine deginerek ayrıntılara girmek istemiyorum.

        İsis'in dinine kabul edildigini ögrenen aday, diger ernlerle birlikte tanrıçanın tapınagının yanında bulunan hamamlardan birine götürülür ve burada yıkanarak arınırdı.Yıkanma işlemi Nil'den getirildigine inanılan bir suyun adayın bedenine serpiştirilmesiyle gerçekleşirdi. Yıkanma
ve arınma, İsis kültünde kötülüklerin uzaklaştırılması için en önemli aşamalardan biridir.

         Eski çagdan başlayarak Gizem dinleri üç biçimde örgütlenmişlerdi :

    1- Dinsel delilik halinde dolaşan esrik rahipler. Bunlar özellikle Kybele ve Bacchus rahipleri idiler.

    2- Bir kutsal tapınaga baglı olan rahipler : Delphi bilicilik merkezi, Aesculapis tapınagı bu tür yerlerin en iyi bilinen örnekleridir.

    3- Ortak bir grup halinde bir araya gelen katılımcıların oluşturdukları dinsel topluluklar. Bu topluluklara katılanlar, benimsedikleri tanrıyla kendi aralarında ve birbirleri arasında yakın baglar oluşturmak için, özellikle kurban törenleri ve kesilen kurbanın etinin yendigi ve şarabın içildigi görkemli şölenler düzenleyerek ortak etkinliklerde bulunurlardı.

           Bu örgütlenmeler daha sonra manastır ve çöl keşişleri örgütlenmelerine temel teşkil edecektir.

           Tüm gizem dinleri arasında Roma'yı derinden etkileyen din Mitras dini olmuştur. Bu din ile birlikte tanrı artık göksellige dogru kaymakta , evrensel ve sonsuz güçle donanmış olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yüzden Mitras dinine ayrıca deginmekte fayda vardır.


.Ö. 128 yılında o zamanın gökbilimcileri ve astronom- astrologları için çok önemli bir şey gerçekleşti. Anadolu'lı Hipparkus gök ekinokslarının gerilemesi olgusunu keşfetti. Hipparkus'un buluşu bahar ekinoksunun  Koç burcunda oldugu Yunan-Roma döneminden önce, ekinoksun Boga da oldugunu açıkça ortaya koymuştu.

    Bu evren hakkında görüşleri geliştirerek bu degişimi yapabilecek olaganüstü güçlü bir tanrı fikrine ulaşmayı sagladı. Roma tanrıları şimdiye kadar hep doga ile içiçeydiler. İnsanlardan kopuk degillerdi. Gizem kültleriyle biraz mistik hale gelmişlerse de insani özelliklerini kaybetmemişlerdi. Fakat şimdi yepyeni bir olgu ortaya çıkıyordu. Tanrı gökselleşiyor ve insanlardan uzaklaşıyordu. Üstelik de gücü evreni ve yıldızları yerinden oynatacak kadar fazlalaşıyor, sonsuzlaşıyordu. Bu tanrının soyutlanmasının ve tamamen cismini kaybetmeden önceki son aşamadır aslında.

    Kilikya'nın başkenti Tarsus'ta ,geleneksel Stoa felsefesinin konuları olan astroloji, astral inançlar ve astronomik süreçler ile yakından ilgilenen bir grup Stoacı entellektüel Hipparkus'un ekinoksların gerilemesi ile ilgili buluşundan haberdar oldular. Bütün uzayı yerinden oynatabilecek kadar güçlü bir tanrının bu yeni kozmolojik olaydan sorumlu oldugu tezini şekillendirdiler. Stoacı gelenege uygun olarak bu yeni kozmik olguyu, bir yerel tanrı olan ve bir takım yıldızın sembolü olan Perseus'un kimligi ile kişileştirdiler. olgu için en uygun sembolün bir boganın ölümü düşüncesi Perseus'un boganın tam üzerindeki takım yıldız olması konumuyla birleştirilerek , Perseus'un bogayı öldürme tablosunu yarattılar. Bu sahne Perseus'un bahar ekinoksunu boga burcundan çıkarmak için bütün uzayı yerinden oynattıgını göstererek onun büyük gücünü vurguluyordu.

     Tarsus kentinin geleneksel ambleminde bir boganın ölüm sahnesinin yer alması da olgunun ifadesinde bu sahnenin seçilmesinde etkili oldu. Temel motif olarak boga öldürme seçildikten sonra, tanrının sadece ekinoksların degil, bütün gökyüzü ekvatorunun konumunu degiştirmeye gücü oldugunu vurgulamak için bahar ekinoksu Boga burcunda iken ekvator üzerinde yer alan bütün takımtıldızlar aynı sahnede yer aldı.

    Kült daha sonra bütün denizciler gibi gökyüzü hareketleri ile ilgilenen Kilikya korsanları arasında yayıldı. Son olarak Mitra'nın adını taşıyan ve mitolojik olarak Perseus'un soyundan geldigine inanılan kral Mitridates ile korsanlar arasındaki ittifak ilişkisi sonucu yeni tanrı için Mitras isminin benimsenmesine yol açtı.

     Mitras, İran tanrısı Mitra ile içiçedir ama bu yeni dinin Pers Mitra dini ile bir alakası yoktur. Pers Tanrısı Mitra'nın sembolü güneştir, güneş tanrısıdır. Zerdüşt dininde yargılama esnasında Ahura Mazda'nın yanında yer alır ve insanların yargılamasında bulunur. Ancak Mitras dininde güneş Mitras'ın önünde diz çökmüş olarak gösterilir. Mitras evreni yöneten çok güçlü bir tanrıdır artık ve güneş de o yıldızların en güçlüsüdür. Gene de Mitras karşısında bir hiçtir.

     Stoacılara göre uzay ve yıldızlar canlı, kutsal varlıklardı. Gezegenler belli bir süre sonra, evren ilk yaratıldıgında gökyüzünde enine boyuna yer aldıkları noktaya geri dönmekte ve işte o zaman her şey yok olmaktadır.Bu inanışlarla birlikte Roma'da kıyamet teorisi kabul edilen bir dogma haline geldi, uzayın ömrünün gezegenlerin devinimi ile belirlendigine inanıyor ve buna Büyük Yıl adını veriyorlardı.

    Vücut bulmaya gelen ruhlar- ki buna yaradılış deniyordu- dünyaya zodyakın en kuzeyinden Yengeç burcundan bir kapıdan inerler; ölenler de tanrısal diyara dogru yolculuklarında zodyakın en güneyinde yer alan Oglak burcundaki bir kapıdan çıkarak yükselirlerdi. Mitras'a yaratılışın tanrısı deniyor ve bu ruh trafigini yönettigine inanılıyordu.

    Oglak ve Yengeç samanyoluna yakındır; Yengeç kuzey, Oglak ise güney ucundadır. Pitagoras'a göre hayal ülkesi ruhlarla doludur ve bunların hepsi Samanyolunda toplanmıştır. Samanyolu bu ruhların yaradılışa düştükleri zaman beslendikleri sütle doludur, bu nedenle Samanyoluna Milkway adı verilmiştir.

    Nitekim daha sonra Tarsuslu Paul " Anavatanımız gökyüzüdür, kurtarıcımızı da oradan bekleriz . O bizim zavallı gövdelerimizi kendi muhteşem vücuduna dönüştürecektir, çünkü o bütün evrene boyun egdiren gücün sahibidir. Henüz olgunlaşmamışken bizler uzayın temel güçlerinin esiriydik, ama günü geldigi zaman bizleri kurtarmak için tanrı oglunu gönderdi. " diyecektir.

     Roma'da ölümden sonra hayat inancın esas biçimi haline gelmeye başlamıştı. Her ne kadar ölenin vücudunun mezarda yaşamaya devam ettigi ve ruhun da Hades'e gittigine inanç devam ediyorsa da artık hakim olan ögreti, göksel ölümsüzlük ön plana geçmeye başlamıştı.  

     Mitras, insanlıga hizmet için , iyinin zafer kazanması için, boga öldürme sahnesini her zaman gerçekleştirmeye hazırdı. o insanlıgın kurtuluşu için cennetten sürülmüş bir Mesih'ti. İnsanların günahını taşıyan ve onların yargıcı olarak dönüşü beklenen güçtü.  

    Mitras gizemciliginde, gökyüzündeki iki yörünge olan sabit yıldızlar ve gezegenler kürelerinin ve bunların aralarındaki ruhların geçişinin bir sembolü vardır. Bu sembol yedi kapısı olan bir merdiven ve en tepesinde bir kapıdır. Mitras dinine girenlerin yükselecegi yedi aşamayı da son bir yazıya bırakalım.


Mitras dininin en büyük özelligi halka açık olarak kutlanan hiç bir kutsal töreninin olmamasıdır. Sadece kabul edilenlere açıktır, başka gizem dinine katılanlar bu dine katılamazlar. Katılım törenlerine yalnız erkeklerin girmesine izin verilir, kadınlar yer alamaz.

    Mitras dininin gizemi Hipparkus'un buluşudur. Bu dine girenler bu sırrın, yani Mitras tarafından evrenin düzeninin degiştirildigi gizinin saklayıcısıdırlar. Bu gizi ögrenmek isteyen adaylar dine giriş ritüelinde yedi aşamadan geçerler. Bu aşamalar; Kuzgun, Gelin, Aslan, Asker, Pers , Güneşin Koruyucusu ve Baba aşamalarıdır.

    İlk  aşama Merkür'ün hakimiyetindeki Kuzgun ( Corvus )  aşamasıdır. Adayın ölümünü simgeler. Adayın ilk aşamada ölmesi, günahlarından suyla arınarak yeniden dirilmesi için ona verilen bir fırsat olarak degerlendirilmelidir.

    İkinci aşama Venüs'ün hakimiyetindeki Gelin ( Nymphus ) aşamasıdır. Mitras'ın gelini olarak düşünülen adaya bir duvak takılır ve eline bir lamba verilir. Görevi Mitras heykeline bir kap su sunmaktır. Kap onun kalbini , su ise aşkını simgeler. Bu aşamada aday henüz hakikat ışıgını görmekten yoksundur.

    Üçüncü aşama Mars'ın hakimiyetindeki Asker (  Miles ) aşamasıdır. Aday eski yaşamından sıyrılmak üzeredir. Kördügüm atılmış bir ipi elleriyle çözer. Kendisine bir taç verilir. Bunun anlamı maddi dünyanın baglarından kurtulmasıdır. Tacı başında çevirir, omuzuna koyar.Onun
tacının, Mitras tanrının kendisi oldugunu kabul eder. Bunun anlamı, adayın kendi zihnini başından uzaklaştırması ve kendine önder olarak Mitras'ı seçmesidir. Bu aşamada aday kendi benligine gerçek bir savaş açar. O artık gerçek düşmanıyla savaşan bir askerdir.

    Dördüncü aşama Juppiter'in hakimiyetindeki Aslan ( Leo ) aşamasıdır.Bu aşamada ateş elementine girilir. Bu yüzden adayın tören sırasında, suya dokunmaması ve ellerini su yerine, saglık ve bereketin simgesi olan balla yıkaması istenir. Aslan aşamasındaki aday,kendisinden daha aşşagı aşamalarda bulunan adayların hazırladıgı yemegi, kutsal tören yemegine götüren kişidir. Bu yemek, Mitras'ın güneşin arabasıyla göge çıkmadan önce, son kez arkadaşlarıyla ekmek ve şarap yemesini canlandıran önemli bir olaydır.

    Beşinci aşama Ay'ın hakimiyetindeki Pers ( Persa ) aşamasıdır .Adayın bilgeligin en üst aşamasına kabul edilebileceginin bir göstergesidir. Bu aşama, adayın ilkel, hayvanımsı yanının yok olmasını betimler. Kabul edilen aday balla arınır.

    Altıncı aşama Güneş'in hakimiyetindeki Güneşin Koruyucusu (Heliodromos ) aşamasıdır. Bu aşamaya ulaşan aday Mitras'ın yanına oturarak güneşe öykünür. Üstünde güneşin, ateşin ve yaşam taşıyan kanın simgesi olan kırmızı bir giysi vardır.

    Yedinci aşama olan Baba ( Pater ) Saturnus'un hakimiyetindedir. Buraya erişen aday artık Mitras'ın yeryüzündeki temsilcisidir. Cennetin ışıgı ve egemenligindeki toplulugun ögretmenidir. Kırmızı bir başlık takar ve kırmızı, dökük bir pantalon giyer. Ayrıca ruhsal görevinin sembolü olan
bir asa taşıyarak bu son aşamanın tüm heybetini görüntüsünde yansıtır.

    Son olarak Mitras tapınaklarının yer altında kayalık içerisindeki magaralarda oldugunu, bunu da Mitras'ın kayadan dogumundan kaynaklandıgını belirtmek gerekiyor. Mitras magaraları en fazla yüz kişi alabilen yeraltı magaralarıydı. Magaralarda hep kuyu bulunurdu. Bu magaralara bir dizi yeraltı geçidiyle ulaşılır ve bu geçitler külte kabul törenlerinde kullanılırdı.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »