Ensest IV
Ancak tarımın bulunuşu ile dünyadaki ilk büyük devrim gerçekleşti. Tarımsal üretim avcılıga benzemiyordu ve toprak genişleyerek yeniden ve yeniden ürün verebiliyordu. Toplum bu aşamada sınıflara ayrılmaya başlamıştır ve bir üretim fazlası oluşmaya başlamıştır. Tarımsal üretimin gereksinimi olan emek toplumları artık birleştirmeye başlamıştır. Pazarların varlıgı, ticaretin ve bir tecim sınıfının gelişmesi, zanaatkarların oluşması ve kentlerin kurulmaya başlaması eski toplumu iki şekilde zorlamaya başladı. Toplumun temeli soydan aileye dogru evrilmeye başladı. Ancak burada şimdi iki ana sorun vardı. Birincisi dıştan evlenmecilik kuralının nasıl aşılacagı idi. Çünkü bu kural erkege kalıtımdan herhangi bir hak vermiyordu. Erkegin çocukları ve de erkek çocukları mirastan pay alamıyorlardı.
Toplumdaki tüm birimler gibi devlet kurumları da bu ilkel kalıt yasasından nasiplerini almışlardı. Tarımcı toplumların tümünde toprak mülkiyeti en başta kadına aitti ve kalıt kız çocuga geçiyordu. Bu devlet erkinde de böyleydi, taht kız çocugun hakkı oluyordu. Erkek kardeşlerin bu kalıt yasasına karşı buldukları formül bacı/kardeş evliligi idi.
Mısır krallıgının altın çagı olan 19 ve 20 hanedanlar döneminde, 19 hanedanın bütün kralları, kendisinden sonra tahta çıkacak varisin yasal anası olarak kendi kız kardeşiyle evlenmiştir. Hükümdarlık kalıtı dogal olarak kız kardeşe kaldıgından ve onun hakkı oldugundan erkeklerin ya da erkek kardeşin krallık üzerine söz sahbi olmasının tek yolu kız kardeşi ile yasal olarak evlenmesi idi. Krallar zaten kraliçenin kocası olarak hüküm sürmekteydiler ve yetkeyi ele almanın tek yolu kız kardeş ile evlenmekti. Briffault bu bacı/kardeş evliliklerinin sadece saltanat için geçerli olmadıgının altını çizerek şöyle der :
Anaerkil aile düzeni ile kalıtın erkek soyunda el degiştirme dizgesini bir araya getirmek yönündeki bu istegin, ister kültürel gelişmeye ugramış ister uygarlaşmamış olsun, bildigimiz tüm halklar arasında en çok Mısırlılar’da görülen kız kardeşle evlenme uygulamasının altında yatan nedeni oluşturduguna kuşku yoktur.Bu uygulama o kadar yaygındı ki, İS 2.yy da bilebazı bölgelerde evliliklerin büyük çogunlugu kızkardeş evliligiydi. (age sf 315)
Eski Mısır bu konuda en geniş örneklemeleri sunar bize ama tarihteki tek örnek de degildir.
Pers İmparatoru Kserkes'in babası Dareios, Atossa'nın ikinci kocasıydı. Atossa'nın ilk kocasıysa erkek kardeşi Kambyses idi. Herodotos'a göre Kambyses'in ölümünden sonra bütün yetkeleri elinde tutmayı sürdürdü. Hiç kuşkusuz Dareosis'in onunla evlenme nedeni buydu. Büyük İskender ile aynı dönemde yaşayan bir başka Dareosis ise hepsi de hükümdar soyundan olan kız kardeşlerinden biriyle evlenerek tahta geçmişti.
Ptoleme'ler firavunlardan, Arsacidlerle Seleucidler ise Perslerden almışlardır bacı-kardeş evliligini. 3. Antiokhos'un kızı Laodike, sırayla üş erkek kardeşi Antiokhos, 4.Seleukos ve 4.Antiokhos ile evlenmiştir.
Karia'lıların en ünlü kralı İÖ 4 yy da hüküm sürmüş olan Mausolos idi. Mausolos'un karısıysa, kız kardeşi Artemisia'ydı. İdrieus ve Piksadoros adlı iki erkek kardeşi vardı. İdrieus da başka bir kız kardeşiyle, Ada ile evliydi. Mausulos çocugu olmadan ölünce yerine anısına ünlü Mausoleum'u yaptıran Artemisia geçti. Daha sonra Artemisia'nın yerini İdrieus, onun yerini de Ada aldı. Ada ise Persler'e boyun egen, krallıgı kızıyla evlenen Pers satrabına bırakan Piksadoros tarafından tahttan indirildi. En sonunda satrap da Ada'nın istegi üzerine Büyük İskender tarafından tahttan indirildi, böylelikle Ada bir kez daha kendi hakkıyla başa geçti. age sf 185
İktidar aşamasında bunlar olurken artık genişleyen ve sürekli büyüyen kent toplumundaki dıştan evlenme kuralının da bozulması gerekiyordu. Dıştan evlenme oldugu müddetçe erkege kalıtsal hak verilemiyor ve erkek üretim araçlarında özel mülkiyete sahip olamıyordu. Toplumsal anlamda buna bulunan çözüm kandaşlar arası evlenme tabusunun kefaretinin bazı kutsal kişiler tarafından ödenmesiydi. Bu olgu kutsal fahişelik kültünü getirdi.
Tapınaklarda sevişen kadınlara kendi dillerinde kutsal kadınlar, lekesizler adı veriliyordu. Bu kadınların Akad dilindeki adları Qadishtu, aslında günahlarından arınmış kadınlar ya da kutsal kadınlar diye çevrilmiştir.
Prof. Albright : “Klasik edebiyatta, özellikle de Herodotos, Straban ve Lucian’ın yazdıklarında karşımıza çıkan anıştırmalardan ögrendigimiz gibi, kutsal yosmalık, kişisel adı ne olursa olsun Suriye ve Fenike tapıncının degişmez, dogal sonucuydu. Kutsal yosma olarak tanrıça, bize son derece şaşırtıcı gelen “Kutsal Kişi” adını taşıyordu. Töre Filistin’in Kenan kökenli halkı arasında iyice pekiştirilmişti; ayrıca İsa’dan 1000 yıl önce, Suriye’deki Hierapolis’de de aynı törenin bulundugunu tartışırken Lucian’ın kullandıgı sözleri aktararak söylersek, “bu çok kutsal gelenek” halkın önüne İsrail’i çevreleyen ülkelerden de sürekli getiriliyordu. (Tanrılar Kadınken Merlin Stone sf 182)
İnannayla Enki söylencesi, İnanna’nın kutsal cinsel gelenekleri Erech halkını uygarlaştırmak için getirdigi büyük armaganlar arasında sayar. Erec’te tapınak kadınları saf ya da lekesiz anlamına gelen nu-gig adıyla tanınırdı. Lilith’in adının geçtigi ilginç bir Sümer yazısında Lilith, bir genç kız, İnanna’nın eli olarak betimlenir. Bu eski tablette Lilith’in, sokaklardan erkekleri toplayıp kutsal tapınaga getirmek üzere İnana tarafından gönderildigi yazılıdır. Aynı Lilith adı, İbrani söylencelerinde karşımıza Adem’in cinsel açıdan boyun egmeyen ilk karısının adı olarak ortaya çıkar; bu ad daha sonralarıysa ortalıga saçılan spermleri elde etmek için havada bekleyen cinin adı olur; evlilikdışı çocuklarının bununla yaratır. (Age sf 182)
Dıştan evlenme kuralı bazı kadınların kendilerini tapınaklara adamalarıyla ve her yabancı ile seks yapmalarıyla bozulmaya başlamıştır. Eski toplum dıştan evlenme kuralını bozmanın kefaretini ödeyebilmek için bazı kadınlara kutsal yaftası asarak toplumun tüm günahını bu kadınlar tarafından yüklenilmesini çözüm olarak bulmuş ve bu daha sonra bir tapım olarak tüm tarım topluluklarına yayılmıştır. Dıştan evlenme kuralının bozulmasının çok çeşitli evreleri ve her toplumda degişik uygulamaları da vardır.
Ölülerden başka tanrı tanımayan Augile kavmi ile ilgili Mela şöyle yazar : “Kadınlar arasında dügün gecesinde armagan getiren herkesle sevişmeye hazırlanmak çok önemli bir töredir, en çok erkekle yatan en güzel sayılır; bunu dışında kalan çekingenlikle nitelenir.”
Diodoros Balear adalarında yaşayanlarla ilgili şöyle der : “Alışılmadık bir evlilik töreleri vardır. Dügün şöleninde gelinle, önce dostların ve tanıdıkların en yaşlısı yatar, sonra yaş sıralamasına göre öbürleri onu izler, bu şeref son olarak kocaya düşer.”
Herodotos Afrikalı Gindaneleri şöyle anlatır : “Kadınları ayak bileklerine çok sayıda şeritler sarar. Bunlar hayvan derisinden yapılmıştır ve anlamı şudur : Kadın her erkekle yatışında böyle bir şerit baglar. En çok şeride sahip olan en kusursuz sayılır, çünkü bir çok erkek tarafından sevilmiştir. “ (Bachofen- Söylence, Din ve Anaerki sf )
Heedot Babillileri bize anlatırken her evlenecek kadının tapınaga gelerek kendisine para atarak yatmak isteyen yabancı bir erkegi bekledigini yazar. Bu ilişki olmadan evlenemeyecegini bildirir. Ancak yabancı ile ilişkiden sonradır ki gidip evlenebilir ve artık sonsuza kadar başka erkege bakmayacaktır.
Tüm bu yöntemler dıştan evlenme kuralının bozularak erkege yönelik mülkiyet hakkının kazanılması ile koşuttur ve bu amaca yönelik olarak yapılmıştır.
Kültürel gelişmeye ulaşamamış insanlar dünyasının dört bir yanında, ilk toplumsal evreler boyunca cinsel kısıtlamanın yalnız ve yalnız tabu klan akrabaları kümesini etkiledigini, bunun dışında hiçbir cinsel yasagın bulunmadıgını gösteren bol kanıt var elimizde.
Konuyu sona erdirmeden evvel bir ayrıma deginmekte fayda vardır. Şimdiye kadar söylenenler anasoydan gelen toplumsal örgütlenmeler için geçerlidir, ancak şurası da bilinmelidir ki insanlıgın ilk başlangıcında ana yanlı soy süregelimi neredeyse tüm dünya toplumları için artık tartışılmaz bir temeldir. Anaerkiden ataerkiye geçiş aslında mülkiyetin özelleşmesi ve erkekler elinde toplanması sürecidir. Bu süreç topraga baglı yaşayan tarım toplumları ile hayvancılıga baglı olarak yaşayan göçebe toplumlarda daha farklı süeç izlemiş ve ataerki ilk olarak hayvancılıkla ugraşan toplumlarda boy vermiştir.
Avcılık erkeklerin işi idi. Avcılık sonucunda avlanan hayvanların yavrularının evcilleştirilmesi her ne kadar kadınların bir ugraşı olduysa da bu evcil hayvanların daha sonra beslenerek sürülere dönüştürülmesi ve bunların mülkiyeti erkeklere has bir olgu oldu. Bu yüzden erkekler ilk mülki ilişkilerine hayvanlar sayesinde sahip oldular ve hayvan sürüleri sayesinde güç ve zenginlik kazandılar. Bu güç ve zenginliklerini de ilk olarak anayerli evlilik biçimlerini babayerli evlilik biçimlerine dönüştürmekte kullandılar.
Özel Mülkiyetin gelişmesi ile mülkiyetin miras olarak kime kalacagı sorunu ortaya çıktı. Anayanlı soylarda erkekler ataerkini geliştirebilmek için ensest yasagını kaldırmak eve alanını daraltmakla çözüme ulaştılar ve sonuçta toplumsal örgütlenmenin temel birimi soy olmaktan çıkarak aileye dönüştü. Aile baba, eşleri ve çocuklardan oluşmaktaydı. Baba mülkiyetin tek sahibi oldugu için egilimi mülkiyet hakkını kendisinden sonra gelen erkek varisine devredebilme egilimindeydi ve sonuç ta böyle oldu.
Sonuç olarak denilebilir ki, sosyal işbirliginin gelişmesi ve kabile toplumunun duragan yapısından kurtulabilmesi için kandaşlar arasındaki cinsel ilişkinin yasaklanması demek olan ensest ilişki zorunlu bir aşamaydı ve topluluklar bu şekilde sosyal birimler haline geldiler. Daha sonraki gelişme ise sosyal birimlerin siyasi birimler olarak örgütlenebilmesiydi; bunun başarılması için de ensest yasagının aile bireyleri arasına hapsedilmesini ve yeni toplumun temeli olan aile bireyleri ile sınırlandırılmasını gerektiriyordu. İlerleyen süreç bu temelin ekonomik ve toplumsal kökenlerini bize unutturarak yeni toplum yapısında ahlaki bir süreç olarak algılanmasına yol açtı. İdeolojik olarak da dinsel metinlerle desteklenerek saglamlaştırıldı.
0 yorum yazılmıştır