Ensest III
İnsan ırkının gelişimi, herhangi bir sıçrayış, apansız ortaya çıkan bir ilerleyiş geçirmemiş, yalnız adım adım yeralan geçişler göstermiştir. Bu gelişim, her birinin içinde bir öncekiyle bir sonrakinin barındıgı söylenebilecek bir çok aşamadan geçmiştir. Bu yüzden ilk cinsel birleşme eylemleri iki yarım arasında olmaktaydı ve çok eşli bir biçimde sürüyordu.
Yaşamın en alt basamagında erkegin cinsel yaşamı rastgele ve ortalıktaydı. Doga dürtüsünü, hayvanlar gibi, herkesin gözü önünde gideriyor ve belirli bir kadınla kalıcı bir ilişki kurmuyordu. Kadınların haz için ortak kullanımı ve gözler önünde gerçekleştirilen cinsel ilişkinin dogrulugu Massagetae kavminde kesinlikle dogrulanmıştır.
Herodotos şöyle yazar : Her erkek bir kadınla evlenir, ama ondan yararlanmaya herkesin izni vardır. Yunanlılar’ın İskitlere yükledigi şeyler, Messagetea kavmi için geçerlidir. Erkek bir kadını arzuladıgında sadagını kadının arabasının önüne asar ve onunla yatıverir. Bu durumda eyleminin bir imgesi olarak okunu topraga saplar. 165
Massagetae kavmi için Strabon şöyle yazar : “Her erkek bir kadınla evlenir ama başkalarının karılarını da kullanır ve bunu gizli saklı yapmaz. Yabancı bir kadınla yatan erkek, onun arabasının önüne kendi sadagını asar ve açıkça onunla birlikte olur.
Herodotos Nasamoneleri şöyle anlatır : “Törelerine uygun olarak her birinin bir çok karısı vardır, bu kadınlarla herkesin ortasında cinsel ilişkide bulunurlar. Bunu yaparken Massagetae kavmiyle aynı töreyi yerine getirirler, oklarını yere saplarlar.
Hem Dionysos, hem de Diodoros’tan kalan belgelere bakarak Mosynoeceler arasında evliligin yanında evlilik dışı ilişkilerin de yer aldıgını görebiliriz. II Cyrus’un askerleri, ilerleyişleri sırasında karşılaştıgı en barbar kavimlerin bunlar oldugunu; kadınlarıyla herkesin gözü önünde çiftleştiklerini söyler.
Herodotos’a göre Tritonia gölünün çevresinde yaşayan Etiyopyalı Ausialılar da aynı sınıflamaya girmektedir. “Kadınlarını ortak olarak kullanırlar, sıgırlar gibi çiftleşirler ve bir aile yaşamları yoktur.”
Evlilik biçimleri mülkiyetin konumu ile belirlenmiş ve üretim ilişkileri farklılaştıkça ona uygun mülkiyet ilişkileri ile beraber cinsel ilişki biçimleri de degişiklige ugramıştır. Ancak ilk cinsel ilişki biçimi rastgele ve kandaşları da kapsayan ilişki biçimidir. Eski toplum henüz aile kavramını ve babalıgın fonksiyonunu kavramıyordu, ayrıca erkek ve kadınlar arasında sevgi bagları şimdiki gibi algılanmıyor, cinsel ilişkiye sadece bir haz, bir boşalma işlevi olarak bakılıyordu.
Öte yanda uygarlaşmamış kabilerle ilgili bütün raporlarda, karı kocalar arasında sevecen duyguların varlıgını gösteren belirtilere rastlanmadıgı vurgulanmaktadır, bu dikkat çekici ve önemli bir olgudur. Nitekim Eskimolardan söz edilirken, yabanıl durumdaki bütün erkekler gibi Eskimo erkekleri de karılarına karşı soguk davranıyor ve onları pek umursamıyorlar denilmektedir. Ancak öte yandan ana sevgisinin canlı ve sevecen oldugu söylenmektedir.
Dene yerlilerinde cinsler arasında sevecenlik konusunda olumsuz gözlemler aktaran pek çok rapor bulunmaktadır. Onları güldürmek istiyorsanız diyor bir misyoner Dene yerlisine karı koca arasındaki sevgiden söz edin.
Cinsler arasında bizim anladıgımız anlamda sevgi Kuzey Amerika yerlilerinde bilinmiyor diyor Peder Theodat.
Ojibwa Peter Jones. Ojibwalarda karı koca arasında toplumsal ilişkiye benzer bir şey göremedim desem yeridir, diyor.
Guiana Kızılderilileri arasında anaların çocuklarına karşı aşırı sevgi besledikleri, babalarınsa onları hiç umursamadıkları görülmüştür. Brezilya’da yaşayan yabani kabilelerde de karı koca sevgisinin göze çarpmadıgı, ana sevecenligininse aşırı ölçülere vardıgı gözlemciler tarafından aktarılmıştır.
Madagaskar yerlilerinde karı koca arasında sevgi olabilecegi fikri hemen hemen kimsenin aklından geçmez. Aktarılan gözlemler, kadınlarla erkekler arasındaki ilişkilerin duygu ya da sevecenlikten tümüyle yoksun oldugunu gösteriyor. (Robert Briffault Analar sf 66)
Aslında dış evlilik kuralı, daha yüksek toplumlardaki kandaşla cinsel ilişki yasagının aynıdır. Bu ikisi arasındaki tek ayrım, bizim gelişmiş ataerkil toplumlarımızdaki aile içi cinsel ilişki yasagının yakın akrabalardan oluşan az sayıda insanı kapsaması; öte yanda ailelerden degil de daha büyük topluluk ya da klanlardan oluşan kümelerde aynı yasagın kümenin bütün üyelerini kapsaması ve dişi üyelerle erkek üyeler arasında cinsel ilişkinin tümüyle yasaklanmasıdır. Bu kuralın çok sayıda ilkel toplumlarda görülen uygulamasında, erkek, anayanlı kümeyi tümden terk edip, cinsel eşinin ait oldugu kümeye uyarlanmakta, onlarla birlikte yaşamakta, ya da kendi kümesinde yaşamayı sürdürürken cinsel eşinin kümesini zaman zaman ziyaret etmektedir. Her iki durumda da dişiler, dogdukları aile kümesinden ayrılmamaktadır.
Kadının evlendikten sonra bile anasının ailesiyle yaşamayı sürdürmesi ve kocasının kayınvalidesinin evine yerleşmesi düzeni birkaç istisnai durum dışında, kuzeyden güneye bütün Amerika kıtasında yaşayan yerli ırkları, Afrika’nın Bantu halklarıyla, Bantu öncesi halklarını, bütün Endonozya’ya yayılmış Malaya ırkını ve Mikronezya Adalarının bütün yerli halklarını kapsamaktadır. Asya ve Polinezya’daki diger aşagı kültür ırklarının hepsinde yaygın olan bu gelenek, yalnızca Avusturalya ve Malenezya ırklarında genel kural olarak uygulanmamaktadır. Bunun nedeniyse bu ırklarda özel koşulların, kültürün eşi görülmedik ölçüde aşagı evrelerinde erkek egemenliginin yerleşmesine yol açmasıdır.
Labrador’da yaşayan Eskimolar’da genç adam gelinin evine gider ve onun ana-babasıyla birlikte yaşar. Burada evliler karı-koca olarak ailenin geçimine katkıda bulunurlar. Damat kayınpederi ölmedigi sürece kendi başına buyruk kararlar veremez. Bering Bogazı Eskimoları’nda koca her türden ogulluk görevlerini kendi halkına degil de karısının halkına yöneltir. Kadiak adasında yaşayan Aleutlar’da koca mutlaka karısının ana-babasının evinde yaşar, ancak arada bir kendi akrabalarını ziyaret eder. Kocanın evlendikten sonra kendi adını geçersiz kılıp karısının adını taşıması adettir. (Briffault age)
Cree yerlilerinde, genç bir erkek evlendiginde karısının anne ve babasıyla birlikte yaşar, ancak bu kişiler ilk çocugun dogmasına kadar ona bir yabancı işlemi uygularlar. Çocuk dogduktan sonraysa erkek kendi anabasından çok bu ailenin üyelerine baglanır. Pawnelerde koca karısının ailesiyle birlikte oturur, ailenin geçimine yaptıgı katkılar yetersizse, ya da herhangi bir nedenle karısının ailesi ondan bıkmışsa, evden kovulur. 133
Vancouver’de yaşayan Aht ve Nutka yerlilerinde bir erkegin evlenmesinde en önemli nedenlerden biri, karısının mülkünde avlanma ve balık tutma hakkına kavuşmasıdır. Evlilik ortadan kalkarsa, söz konusu mülkü yalnızca kadın kullanabilir ve bu mülk, kadının bundan sonraki evliligi için çeyizini oluşturur. 134
Örneklerden görüldügü gibi erkek kadın klanına cinsel birleşme karşılıgında klanın ekonomik gücüne katkı saglamak için dahil olmakta fakat her hangi bir mülkiyete sahip olamamaktadır.
Tupi yerlilerinden bir genç kız taşınmak isteyen kocasına şöyle karşı çıkıyor : “Babamın bahçesinin ekilip biçilmesi gerek, kileri boş, yiyecegimiz kıt. Yaşlılık günlerinde karnını doyurmasına yardımcı olasın diye beni sana verdigini bilmiyor musun? Eger sen onu terk etmek istiyorsan buyur, ben onunla kalacagım.” 140
Erkegin klanın dışında sayılması ve klan ile kan bagının olmaması iki türlü dışlanmışlıgını getiriyordu. Hem mülkiyet ve kalıtım hakkından yoksun kalıyordu, hem de klan tabularından kandaşla cinsel ilişkiden muaf tutuluyordu. Babanın kızı ile cinsel ilişkide bulunabilmesi arada bir klan bagı olmadıgı için meşru sayılabiliyordu.
Malabar kıyılarında yaşayan Nayarlar analarına olaganüstü saygı gösterirler. Aynı şekilde analarıyla aynı düzeyde sayılan ablalarına karşı da saygılıdırlar. Ama küçük kız kardeşle aynı odada kalmazlar ve onlarla ilişkilerinde son derece sakınımlı davranılır.
Tonga’da ablalar aynı şekilde olaganüstü saygın konumdadır. Reis ablasının evine adım atmaya bile cesaret edememekle saygısını dile getirir.
Orta Avusturalya yerlilerinde, bir erkek kız kardeşiyle konuşamaz, ancak ablalarıyla rahat konuşmasını engelleyecek hiçbir kısıtlama yoktur. (Briffault age sf 121)
Rahip James Chalmers’e göre Yeni Gine açıklarında bulunan Kiwai adasında, bir baba kendi kızıyla evlenebilir, öte yandan kız ve erkek kardeşlerin birbiriyle evlenmesi her yerde oldugu gibi nefretle karşılanır. Solomon adalarında babayla kız evlat arasındaki evlilik son derece yasal sayılırken, kız ve erkek kardeşlerin olagan toplumsal ilişkileri bile yasaklanmıştır. (Age sf 124)
Malinowski bu gözlemlerini şöyle aktarır bizlere : “ Köylüler arasında babasının kızına saldırganlıgı oldukça sıktır. Latin kökünden gelenlerde bu özellikle dogru görünmektedir. Bu zina biçimi, bana söylendigine göre, Romanya köylüleri arasında çok yaygın ve İtalya için de aynı şey söylenebilir. Kanarya Adalarında baba ile kız arasında zina ilişkilerini ben kendim çok gördüm. Öyle gizli ilişkiler söz konusu degil, baba ile kız açıkça ve utanmadan yaşıyorlar ve kendi çocuklarını büyütüyorlar. (B.Malinoski- İlkel Toplumlarda Cinsellik ve Baskı- sf 55 dipnot 1 )
Malinowski’nin zina saydıgı bu ilişki görüldügü gibi yerliler tarafından son derece olagan karşılanmakta ve yadırganmamaktadır. Çünkü onlar için zina suçu kan bagı olan bir birey ile yapıldıgında suç olur. Kan bagı, klan bagı demektir ve baba ise kan bagının dışındadır. Ancak aynı anneden dogma kız ve erkek kardeşler en kesin yasaga tabidirler ve ergenlik çagından itibaren yan yana gelmelerine bile izin verilmez. Ancak kandaşlar arasında cinsel ilişki bu şekildeki keskin kurallarla yasaklanırken kandaş olmayanlar arasındaki cinsel ilişkinin de kısıtsız ve ergenlikten itibaren son derece rahat yaşanabildigini görüyoruz.
Zina öyle bir suçtur ki Plutarkhos İspartalı Geredas’ın, İsparta’da zina suçu işleyenlerin nasıl cezalandırıldıgını soran yabancıya şu yanıtı verdigini yazar : “Yabancı, demişti İspartalı, “ülkemizde zina yapan yoktur.” Yabancı üstelemişti :”Ama ya olursa””O zaman” demişti Geredas “tanrılara öylesine büyük bir öküz adamak zorundadır ki, başını uzattıgında Taygetosu aşıp ( bir dag), Eurotos’tan su içebilsin.” Şaşıran yabancı şöyle söyler :”Böylesine büyük bir öküz nasıl olabilir” Geredas gülerek “İsparta’da zina yapan nasıl olabilirse, öyle” der. ( Bachofen Söylence, Din ve Anaerki sf 205)
İlkel toplumlarda soyun kadın tarafından sürmesi erkegin kendi ailesini, klanını terk ederek karısının ailesine katılmasını gerektiriyordu. Erkegin bu ikili konumu ve soyun anne tarafından devam etmesi kalıtım ve mülkiyet üzerinde kadın tarafının mutlak hakimiyetini getirmişti. Veraset kadın tarafından devam etmekteydi. Bir erkegin malları üzerinde hiçbir tasarrufunun bulunmamasını getirmişti. Erkek öldügü zaman şayet mirası varsa, o mallar kendi çocuklarına degil kız kardeşinin çocuklarına kalıyordu. Böylece klan mülkiyetine ait hiçbir şey klan dışına çıkamıyordu. Soy kadın tarafından sürdürüldügünden kadın mirasçılar soyun mülkiyet açısından birlikteligini ve ortaklaşmacılıgını saglıyorlardı.
Peder Gilil çeşitli Orinoco kabileleriyle ilgili şunları söylüyor : Bu yabanılların son derece garip bir gelenegi var. Kadınlar kocalarının peşinden gitmiyor, tersine kocalar karılarını izliyor. Yabanıl erkek bir kez evlendi mi , artık kendi evini tanımıyor. Hamak, ok, yay ve daha bazı ufak tefekten oluşan eşyalarını alarak kayınpederinin evine taşınıyor ve hep orada kalıyor. Avladıgı hayvanı, tuttugu balıgı kayınpederine veriyor ve her bakımdan ona bagımlı kalıyor. Nitekim bütün yabanıllarda adet böyle, erkek evlatlar başkalarının evine gidiyor, öte yanda kadınlar kendi evlerinde kalıyorlar. Bu uygulama günümüzde yukarı Orinoco’da yaşayan bütün kabilelerde görülmektedir. Koca daha çok karısının evinde oturur, kadın artık ondan hoşlanmıyorsa kapının önüne koyar. İngiliz Gine’sinde yaşayan Arawaklar’da erkek evlenir evlenmez, kendisine ait şeyleri kayınpederinin evine taşır, oraya yerleşir, orada çalışır. Ailenin reisi kendi babası degil, karısının babasıdır, ona çalışır, onun sözlerine boyun eger. Genç bir çiftin oluşturdugu aile, kayınpederin çatısı altında yaşayamayacak kadar büyüdügünde, genç koca karısının babasının evinin yanında kendisine bir ev yapar. (Briffault age sf 139)
Zambesi yöresinde yaşayan Banyai yerlilerindeki evlilik düzenlemelerini Livingstone şöyle betimliyor : “Bir delikanlı evlendiginde gelip kadının köyünde yaşamak zorundadır. Kayınvalidesi için ocak odununu eksik etmemek gibi hizmetlerde bulunmakla yükümlüdür. Kayınvalidesinin karşısına çıktıgında dizlerini bükerek oturmak zorundadır, ayaklarını yaşlı kadına dogru uzatmak büyük saygısızlık sayılır. Bu kölelik yaşamından bıkıp da kendi ailesine dönmek isterse, bütün çocuklarını orada bırakmak zorundadır, çocuklar kadına aittir çünkü.
Nyasaland’ın güneyindeki bütün kabilelerde kızların evlenmesi eve fazladan bir yiyecek saglayıcı ve ücretsiz işçi kazandırır. (age sf 142)
0 yorum yazılmıştır