Ensest 1
İnsanoglunun yaklaşık 3 milyon sene evveline kadar takip edilen serüveninde 200 bin sene önce ortaya çıkan Homo-sapiens türü bizim gerçek atalarımızı oluşturmaktadır. Homo sapiensin ise kök agacı hayvanlarla aynı ortak ataya dogru evrimleşmektedir. O halde insanoglunun da cinsel birleşme kökeninin hayvanlarla aynı oldugunu varsaymamamız için hiçbir sebep yoktur. Şayet aynı ortak atadan ve hayvanla aynı kökenden geliyorsak cinsel ilişkilerimiz de başlangıçta rastgele olmak zorundadır. Bu ilişkileri takip etmek için ilk mitolojik veriler bize oldukça geniş bir kanıt sunmaktadır.
İlk atalarımızın düşünce biçimleri somut idi. Yaşadıkları ve gözlemledikleri gibi düşünebiliyorlardı. Dolayısıyla ilk söylencelerinin de maddi hayatın gözlemlenmesi üzerine oluşması son derece dogaldı. İnsanlar ilk düşünce ürünlerini maddi hayatın gözlemlerine göre oluşturmuşlardı. Kutsal kitaplarda geçen yaratılış öykülerinde Adem’in ilk yaratılan insan oldugu söylenir, Havva ise ona eş olarak yaratılmıştır; peki o halde bundan sonraki insan ırkı nasıl türemiştir. Elimizdeki verilere göre ve söylemlere göre şayet kutsal kitapları takip edecek ise insanların üremesi için tek yol ya Adem ile Havva’nın çocuklarının çiftleşmeleri ya da Adem’in kızları ile, Havva’nın ise ogulları ile çiftleşmesi ile gerektigi olarak önümüze gelir. Bu sorun din çevrelerinde de çözümsüz olarak ortaya çıkar ve çelişkiyi aşabilmek için önümüze çeşitli teori ve yanılsamalar konulmaya çalışılır.
Gerçekte ahlak bir toplum tarafından dogru kabul edilen degerler silsilesidir ve toplumların gelişmesi açısından ele alınmak zorundadır. Toplumsal gelişmenin ilkel aşamalarında son derece dogal kabul edilen bir olgu ileri aşamalara geçildikçe ahlak dışı olarak ele alınabilmektedir. Ahlak toplumsal gelişmenin bir ürünüdür ve ensest diye tabir edilen çok yakın kan bagı arasındaki cinsel ilişkilere de bu temelden bakamazsak kavramamız zorlaşabilir.
Şimdi kısaca mitolojide ve ilkel dinlerde cinsel birleşmelere nasıl bakıldıgına bir göz atalım :
Mısır mitolojisinde Helipolis'in Ennead'ı olarak bilinen dokuz tanrıdan Atum Şeb ve Tefnut'u yaratmıştır. Atum Hint mitolojisindeki Brahman gibi yaratılışda fiziksel olarak kendini dışarı dökmektedir. İki kardeş olan Şeb ve Tefnut birleşerek Yer Geb i ve gök Nut'u yaratmışlardır.
Mitolojinin daha sonra içine Ra katılmış versiyonunda ise şunları okuruz :
Gökyüzü tanrıçası Nut Güneş tanrısı ve her şeyin yaratıcısı Ra ile evliydi. Ama agabeyi ve yeryüzü tanrısı olan Geb ve ilahi sözlerin efendisi Tot ile de yatmıştı. Ra bunu ögrenince kalbi öfkeyle doldu ve Nut’u lanetledi. “Hiçbir yılın hiçbir ayında karnındaki çocugu dünyaya getiremeyeceksin “ diye haykırdı
Anne olamayacagını anlayınca Nut Tot’a gider ve laneti anlatır. Tot ise ona üzülmemesini söyleyerek, gelecek yıl başlamadan onun tanrıların anası olarak anılacagı sözünü verir. Daha sonra Toy Ay’ı bularak ona oyun teklif eder. “Oyun oynamayı çok sevdigine göre “ der, “eger bana yardım edersen seninle istedigin kadar oynamayı kabul edecegim. Her kazandıgında bana parlak ışıklarından bir parça vermeni istiyorum. Sen ışıgını hiç kaybetmeyeceksin, ama bu bana çok yararlı olacak.”
Ay her defasında alınan az bir ışıgın kendisine zararlı olmayacagını düşünerek oyunu kabul eder. Anlaştıkları gibi, Tot kazandıgı her oyunda ayın parlak ışıklarından birer parça alarak bu ışık parçalarını saklar. Sonunda Tot o kadar çok ışık parçası toplar ki, bir araya konuldugunda tamı tamamına beş gün oluşturur bunlar. Tot kazandıgı bu beş günü 360 günlük ışık yılına ekleyerek Ra’nın lanetini engellemiş olur.
Nut, Tot’un bu fazladan yarattıgı bu beş günde çocuklarını dogurur ve o tarihten sonra tanrıların anası olarak anılır.
Ra bu beşgünün ilkinde dogan Osiris ile, ikinci günde dogan Horus’un babasıydı.
Geb üçüncü gün dogan Set ile beşinci gün dogan Nefitis’in babasıydı. Daha sonra Set ile Nefitis evlenirler.
Tot dördüncü gün dogan İsis’in babasıydı. Daha sonra İsis ile Osiris evlenirler. (Donna Rosenberg- Dünya Mitolojisi Sf 261-262)
Kaos denilen başlangıçta boşluktan ilk üç ölümsüz varlık çoktı. Gaia (toprak ana), yer altı dünyasınının en karanlık, en derin bölgesini yöneten Tartaros ve Eros (aşk). Daha sonra Gaia eşi olmadan Uranos’u (gökyüzü) dogurdu ve onu neredeyse kendine denk tuttu. Gaia daha sonra Uranos ile evlendi ve bu evlilikten üçüz yüzer kollu devler, kykloplar ve 13 Titan dogdu. 13 Titan tanrıların en yaşlı kuşagını oluşturuyorlardı. Bunlardan Kronos kendi kız kardeşi Rhea ile evlendi ve bu evlilikten Zeus, Demeter, Helios, Selene, Themis, Atlas, Prometheus, Epimetheus, Okeanus dogdu. Zeus’un kız kardeşi Demeter ile beraberliginden Persephone dogdu.
Babil mitolojisinde ana tanrıça Tiamat ile Apsu’nun çocukları Kişar ve Anşar hem kardeş hem de karı kocadırlar.
Sümer’de Ninmah adıyla bilinen tanrıça Ninhursag, Enki’nin karısı ve kız kardeşi olarak onun tapımıyla özdeşleşmiştir.
Japonya’da güneşin ve evrenin tanrıçası Amaterasu’nun kocası ve kardeşi Ay tanrısıdır.
Yeni Zellenda’nın yaratılış mitosuna göre erkekten önce kadın vardır ve bu ilk kadını yaratan Tane’dir. Tane yaptıgı kadını sever ve onların sevgisinden Hine Titama dogar, şafak Kızı. Tane Hine Titama’yı da sever ve bu sevgiden ilk erkek ve kadın olan insanlar dogar. Ancak Hine Titame, Tane’nin hem kocası hem de babası oldugunu ögrenince çok utanır ve dünyayı terk eder. Ölüm de böylece ortaya çıkar. (Donna Rosenberg-age sf 611)
Aztekler’in Ketzalkoatl efsanesinde Güneş’in ve tanrıça Koatlikue’nin oglu olan Ketzalkoatl aşırı şarabın etkisiyle kız kardeşi ile cinsel ilişkide bulundugunun farkına vardıgı zaman Toltekler’i kendisini taşlayarak öldürmeleri için teşvik eder. (age sf 778-782)
Görüldügü gibi dünyanın çeşitli bölgelerindeki mitolojilerinde hep aynı temayı işlenirken görürüz. İlkel atalarımızın ana ogul beraberligi ya da bacı/kardeş evlilikleri konusunda kafalarında herhangi bir çelişki olmadıgı anlaşılmaktadır. Anlatılarını somut olarak gözlemledikleri gerçeklikler üzerlerinde kurmuşlar ve bu anlatılarda görülen bugün için ensest tabir ettigimiz ilişkiler onlar için herhangi bir sorun yaratmamıştır.
Nitekim bu gerçeklik mitolojiden günümüze gelindiginde pek çok ilkel kabilelerin halk masallarında da kendini göstermektedir.
Tonga adalarında bir karı kocanın bir erkek yılan balıgı ogulları ve iki insan kızları oldugu anlatılır. Bir gölde yaşayan yılanbalıgı arzu ile kızkardeşlerine saldırmış fakat onlar kaçmışlardır. Sonunda kızları ikna ettiginde kızlar suya atladılar ve bugün bile Tongatabu kıyısında görülen iki kaya oldular. (Joseph Campbell- İlkel Mitoloji sf Sf 214)
Ren'in dogusundaki geniş mitolojik bölgede ayın erkek güneşin kızkardeş oldugu bir mitos anlatılmaktadır. Genç bir kadın daha önce hiç görmedigi bir aşık tarafından gece ziyaret edilmektedir. Bir gece onun kimligini ögrenmeye karar vererek ellerini yanan kömürlerle karartır ve gelince ona sarılarak sırtında iz bırakır. Sabah erkek kardeşinin sırtında el izlerini görünce korkuyla bagırarak kaçar. Kız güneştir, erkek ay. O zamandan beri erkek kız kardeşini izlemektedir. (Campbell- age sf 417)
Borneo’lu Murung yerlilerinin garip yasa çigneme kavramları vardır. Kız ve erkek kardeşler arasında evlilik serbesttir, dolayısıyla, insanlar bu birleşmelerden dogacak çocukların son derece güçlü ve saglıklı olacakları konusunda sarsılmaz bir inanca sahiptirler. Java’da yaşayan Kalanglar’da anayla ogulun cinsel ilişkide bulunmasının başarı ve servet getirecegi sanılır. Archangel köylülerinde kan akrabalıkları arasındaki evliliklerin, çocukların hızla çogalmasına neden olacagı inancı yaygındır. İngliz Orta afrika’sındaki kabilelerde, kız kardeşiyle ya da annesiyle cinsel ilişkide bulunan bir erkege kurşun işlemeyecegine inanılır.
(Robert Briffault – Analar- sf 110-111)
Bu ilişkilerin meşrulugu mitoloji ve efsanelerde kalmaz, Kitabı Mukaddes’e de girmiş ve ilk semavi kitapta şu şekilde anlatılmıştır. Yaratılış 19 da Lut öyküsü şöyle anlatılır :
30 Lut Soar'da kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti, onlarla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı.
31 Büyük kızı küçüğüne, "Babamız yaşlı" dedi, "Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok.
32 Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım."
33 O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
34 Ertesi gün büyük kız küçüğüne, "Dün gece babamla yattım" dedi, "Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat."
35 O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
36 Böylece Lut'un iki kızı da öz babalarından hamile kaldılar.
37 Büyük kız bir erkek çocuk doğurdu, ona Moav adını verdi. Moav bugünkü Moavlılar'ın atasıdır.
38 Küçük kızın da bir oğlu oldu, adını Ben-Ammi koydu. O da bugünkü Ammonlular'ın atasıdır.
Gene Yaratılış:20 de İbrahim’in öyküsü anlatılırken İbrahim kendi karısı Sara’nın anne ayrı baba bir kız kardeşi oldugunu söyler.
Eger cinsel ilişkiler yasalarla bir düzene sokuldu ve rastgele cinsel ilişki yasaklandıysa, bunların daha önce, düzensiz ve rastgele ilişkilerin yaygın oluşu nedeniyle yapıldıgı savunulabilir. Çünkü insan, hiç kimsenin yapmak istemedigi bir şeyi yasaklamaz. Eger hiç kimsede akrabayla cinsel ilişkiye girme egilimi yoksa, ayrıntılı bir akraba zinası yasagına da gerek duyulmazdı. Kişi biraz akıl yürütmeyle, eger cinsel ilişkiler yasayla düzenleniyorsa, bunlar bir zamanlar düzene sokulmadıgı içindir sonucuna ulaşabilir.
Nitekim daha sonra Anadolu’da bu yasagın ve yasaklama egilimlerinin izlerini görebilmekteyiz :
Kaniş kraliçesi bir defada 30 oglan doguruyor, bunları begenmiyor, sandıkları zift ile sıvıyor ve oglanları içine koyuyor. Irmaga bırakıyor onları, Zalpuwa ülkesinde denize götürüyor. Tanrılar çocukları denizden yukarı alıp büyütüyorlar. Yıllar sonra kraliçe 30 kız çocuk doguruyor, fakat onları kendi büyütüyor. Oglanlar annelerini aramak için sora soruştura Nesa’ya geliyorlar. Tanrılar işe karışıyorlar ve onların içine başka bir yürek koyuyorlar. Anneleri onları tanımıyor ve kızlarını ogullarına veriyor. İlk oglanlar kız kardeşlerini tanımıyorlar. Sonuncu ise şöyle diyor. “Kız kardeşlerimizi almayalım. Zina yapmayın. Böyle bir hareket dogru degildir.” Ve onlarla yatmıyorlar. (Hitit Çagında Anadolu : Sedat Alp
Sf 56)
I.Şuppululiuma (İÖ 1380-1340), Dogu Anadolu’daki Hayasa ülkesinin prensi Hukkana’ya şöyle diyor : “Sizin ülkeniz cahil oldugu için, orada erkek kardeşi kız kardeşi veya kuzini ile cinsel ilişkiye girer. Hattuşa’da böyle bir şeye izin yoktur. Karının kız kardeşi ya da kız kardeşinin akrabası senin yanına geldigi zaman ona yiyecek içecek ver. Yiyin için eglenin. Onu cinsel ilişki için almayı sakın arzulama. Buna izin yoktur. Bu yüzden Hattuşa’da ölüm cezası verilir. Hayasa ülkesine gittiginde erkek kardeşlerinin karıları ile ve kız kardeşlerinle artık cinsel ilişkiye girme. (Hitit Çagında Anadolu : Sedat Alp Sf 99)
Örnekleri daha da çogaltabilmek mümkün, ancak bu kadarı konuya başlamak için yeterli olmalıdır. Şimdi tekrar başlangıca dönerek ilkel toplumumuzda cinsel ilişkilerin ne şekilde seyrettigini incelemeye başlayalım.
0 yorum yazılmıştır