dinlerden özgürlük

27/5/2007

Devlet ve Kutsal

   

     Dinler ve tanrı inancı insanlıgın en çok 5-6 bin senelik bir dönemini kapsıyorlar. Tanrı ve kutsal fikrinin önümüze çıktıgı her yerde bir devlet oluşumunu da beraberinde görüyoruz. Devletin oluştugu her yerde devletin temelini kuran bir kutsal söylemle karşılaşmamız kaçınılmaz oluyor. Devleti kuran, egemen olan tüm bireyler dünyanın her bölgesinde , her toplum biçimi ve cografyasında karşımıza tanrısal kişilikler olarak çıkıyorlar.

    Eski Romayı kuran Remus ile Romulus tanrı Marsın çocuklarıdırlar. Anneleri bakire bir dogum yapmıştır.

    Babil kralı Hammurabi kanunlarının girişinde şöyle der : Babili dünya devletleri arasında üstün kıldıkları zaman Enum ve Enlil beni, dindar ve tanrıdan korkan Hammurabi'yi ülkenin üzerinde adaletin bir güneş gibi parlamasını saglayarak ve böylece kötü olan her şeyi yok ederek insanların hayatlarını zenginleştirmek için seçtikleri zaman ,

   Osiris bir tanrı idi ve Aşagı ile Yukarı Mısırı birleştirdi. Egemenligi ele aldıgı zaman halkı göçebe bir hayat sürüyordu. Osiris bu kabileleri birleştirdi ve onlara tarımı ögretti. Ondan sonra Mısır firavunları hep tanrı oldular.

    Ninsun Gılgameş'in tanrıça annesidir, Şamaş rahibesidir. Babası Uruk kralıdır ve ondan sonra Gılgameş Uruk devletini yönetmiştir.

    Japon imparatoru Mikado bir tanrıdır hem de güneş tanrısı. Diger tanrılar senede bir ay Mikadoyu ziyarete gittiklerinden o ay boyunca ib0adet yapılmaz, tanrılar dualara cevap vermezler.

     Hawai mitolojisinde kutsal güç tanrılardan insan akrabalarına geçmektedir.

     İnkalarda krallar güneş tanrısının çocuklarıdırlar.

     Asur Kralı Sargon annesi düşük bir soydan olmasına ragmen Tanrıça İştar'ın sevgilisi olmuş ve bundan sonrada krallıgı yönetmiştir.

     Hititlerde kral tanrının vekili olarak ülkeyi yönetir. Hiti rahibi şu şekilde dua eder :" Gök ve yer ve ülkenin halkı Fırtına Tanrısınındır. Böylece o kral Labarna'yı kendisinin vbekili yaptı.Ona bütün Hattuşa ülkesini verdi."

      Hangi cografyada ve hangi toplum biçiminde olursa olsun tüm kurulan erken devlet biçimlerinde bu türlü kutsallıkları ve egemenin Tanrı ile ilişkisini görüyoruz. Devletin ilk kuruluşunun vazgeçilmez bir destegi her zaman için Tanrıdan ve kutsaldan geliyor.

       Devlet propogandasının yayılması ve avam insanlar arasında devlete ve egemenine karşı bir baglılık duygusunun aşılanması işini yalnızca din görüyor. Gerçekten din ilişkisi sömürünün yükledigi ekonomik yükleri karşılayıp dengelemenin en önemli yolunu oluşturuyor. İçlerinde dogrudan dogruya egemenin de bulundugu yönetici hiyerarşilerin üyeleri gibi, toplulukların üyeleri de , egemenin tanrısal güçlere sahip olduguna inanma yolunda egitiliyorlar.

       Devlete yasallık kazandırılması ve sonunda bir devlet ideolojisi kurulması işinin en önemli ögesi , egemenin dogaüstü güçlere sahip olduguna inanç idi. Böylece insanlar bir bütün olarak toplumun işleyişinin egemene baglı olduguna inandılar ve bu inanç din uzmanlarınca daha da geliştirildi.

       Böylece o zamana kadar sosyolojik olarak devleti tanımıyan insanlar ilkel kabile demokrasisinden bir sömürü ilişkisini betimleyen ve yönlendiren devlet sistemine geçtiler, toplum ezen ve ezilenler, emekçi ve egemenler olarak ikiye ayrıldı. Din diger ögelerle birlikte bir devlet aygıtı yaratmanın ön koşulu haline geldi.

        Arap Yarımadasında da olan bundan farklı degildi. Dagınık Arap kabileleri her biri başına buyruk olarak ve sürekli birbirleri ile çatışarak ama özgürce yaşıyorlardı. Bu kabilelerin birleşmesinin ve bir ulus olabilmesinin tek yolu belli bir degerler bütünü altında birleşebilmelerinden geçiyordu.Muhammed ve ilk taraftarları böyle bir sistemi yaratma işine giriştiler. Örnegin Ömer şöyle diyebiliyordu: " Şu üç sözüm Rabbimin ayetlerine uygun düştü. Birincisi, Ey Tanrı Elçisi, Hz İbrahim in makamınu kıble edinsek dedim, ... siz İbrahimin makamından bir namazgah edinin ( Bakara 125 ) ayeti ortaya kondu. İkincisi , Ey Tanrı Elçisi eşlerinin yanına iyi kötü herkes giriyor, onların örtünmesini emretseniz dedim, örtünme ayeti ( Ahzab 59 ) ortaya kondu. Üçüncüsü ise, kıskançlıkları yüzünden eşleri tanrı elçisini gücendirmişlerdi.Ben de onlara umarım ki Rabbi ona sizleri boşadıktan sonra daha hayırlı işler verir dedim, sözüm aynen ayet olarak ( Tahrim 5 ) ortaya kondu. ( Celal ed din es Suyuti )

        Ömere rivayet edilen sözlerden ayetlerin nasıl ve hangi şartlarda oluşturuldugunu görmek mümkün olabiliyor. Sonuç itibarı ile kendisinden başka hiç bir kimsenin bilemedigi ve şahit olamadıgı bir kutsallıgı taşıyan Muhammed İslamiyet ideolojisi altında tüm Arap Kabilelerini bir devlet sistemi altında birleştirebilmeyi başardı. Gerçi bu devlet bir erken devlet görünümündeydi ve tüm kurumları ile devlet olarak ortaya çıkması için Emeviler dönemini beklemek gerekecekti.

        Görüldügü gibi ilk Arap erken devleti de devleti oluşturmanın vazgeçilmez ögesi olan yöneticinin kutsallıgı ilkesini başarı ile uygulamış ve yeni devlet tamamen bu kutsallık temelinde şekillenmiştir. Bugün tüm eski devlet biçimlerinde yer alan yöneticinin tanrı ile direkt baglantısı ve onunla yakınlıgı ilkesini gülerek karşılayabiliyoruz. ancak iş İslamiyete geldigi zaman bu ilkeyi gözardı edebiliyor ve hala Muhammedi bir kutsalın elçisi olarak görebiliyoruz. Gözden kaçırdıgımız nokta ise şu, Agadeli Sargon da Tanrının elçisi ve sevgilisi oldugunu söylüyordu ve onun hükmettigi topraklarda yaşayanlar da buna inanıyor ve onun etrafında birleşebiliyorlardı. Ancak geçen yüzyıllar böyle bir olgunun gerçek olmadıgını ve bu söylemin sadece belli bir amaç için uyduruldugunu ispatladı.

         Peki o halde şu soruya cevap vermek gerekiyor. Tarih boyunca erken devlet örgütünü kurmuş tüm egemenler için geçerli olan bu kutsallık ilkesi Muhammed için neden geçerli olmasın.    

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: isimsiz | Tarih: 2007-07-02 20:44:59
    Konu: about your essay on the point of relationship enter of religion and etat
    it is what it is

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »