dinlerden özgürlük

25/7/2008

Ateşin Çalınması

İnsanlıgın evrimi süresince insan önce adım adım konuÅŸmayı ve iletiÅŸim kurmayı geliÅŸtirdi. Bunun temeli insanın toplumsal ve bir arada olması ve emek ile dogayı degiÅŸtirebilmesiydi.

İnsanlar arasında konuÅŸma dilinin ortaya çıkması köklü bir deneyim aktarımına da yol açtı. Hayvanlıktan insanlıga dogru gidilen uzun yolda kültür insanlıgın bugünkü haline gelmesinde büyük rol oynadı. Kültürün temelinde geçmiÅŸ deneyimlerin ileriki kuÅŸaklara aktarılarak toplulugun bir arada tutulması olgusu yatar.

Bugünkü bilgilerimize göre insanlıgın tarih öncesini kapsayan en azından 30 bin senelik bir kültürel birikiminin izlerini geriye dogru baktıgımızda bulabilmemiz mümkün görünüyor. Yazılı tarihin dışında bunları arkeoloji ve sözlü aktarımlar yoluyla ögreniyoruz. Bu sözlü aktarımlar daha sonra da yazıya geçirilmiÅŸ olabiliyor. Ancak toplumların üretim iliÅŸkilerine bakarak içinde bulundukları ekonomik yapı ile kültürel iliÅŸkilerinin bir kıyaslamasını yapmak geçmiÅŸ atalarımız hakkında oldukça ilginç bulgulara yol açabilecegini görmek mümkün.

İnsanlıgın içinde bulundugu ilk ekonomik edimlerin avcı ve toplayıcılık olduklarını biliyoruz. Atalarımızın iki yüz bin senelik serüveninde yaÅŸamı belirleyen temel ekonomik faaliyet avcılık ve toplayıcılık olmuÅŸ ve atalarımız bunu ortaklaÅŸmacı bir tarzda yürütmüÅŸlerdir. Åžimdi bazı uygarlıklardaki bazı mitosların hayret verici benzerlikleri ile bunların daha sonraki kültürlerdeki bir aradalıkları ile ayrımlarına dikkat çekmek istiyorum.

Kolomb Amerikaya ayak bastıktan sonraki geliÅŸen incelemelerde Amerikan Kızılderilileri ile ilgili elimizde oldukça kapsamlı gözlem ve araÅŸtırmalar mevcuttur. Bunlardan avcılık ile ugraÅŸan İngiliz Kolombiyasındaki Thompson Irmagında yaÅŸayan Kızılderililer ÅŸu efsaneyi anlatırlar.

Koyot bir akÅŸam bir dagın tepesinde dikilip güneye bakıyordu. Çok uzakta ateÅŸ gördügünü düÅŸünür. Önce ne oldugunu bilemez, sonra ilahi bir biçimde onun ateÅŸ oldugunu ögrenir, insanoglu için bu mucizeyi elde etmeyi düÅŸünerek yanına arkadaÅŸlarını alıp, Tilki, Kurt, Antilop, bütün iyi koÅŸucular yola çıkar.Çok uzak bir yoldan sonra AteÅŸ İnsanlarının evine ulaşırlar. Onlara"sizi ziyaret etmeye, dans edip oynamaya, kumar oynamaya geldik " derler. Ve gece onların onuruna dans hazırlıkları yapılır.

Koyot kendisine çıralı çam dikenlerinden, sedir kabugundan, yere kadar uzanan bir baÅŸlık hazırlar. Önce ateÅŸ insanları dans ederler, ateÅŸ çok küçüktür. Sonra koyot ve arkadaÅŸları dans ederler ve iyi göremediklerinden ÅŸikayet ederler. AteÅŸ insanları ateÅŸi büyütür fakat koyot dört kez ÅŸikayet eder. Sonunda kocaman bir ateÅŸ olmuÅŸtur. Koyot ve arkadaÅŸları bu kez çok sıcakmış gibi yaparlar ve serinlemek için dışarı çıkarlar. Yalnız koyot içeride kalır, ötekiler koÅŸmaya hazırlanırlar BaÅŸlıgı alev alana kadar koyot çılgınca sıçrayıp durur. Sonra korkmuÅŸ gibi yaparak ateÅŸ insanlarından onu söndürmelerini ister. Onu ateÅŸe çok yakın dans etmemesi için uyarırlar.

Sonra kapının yanına gelince baÅŸlıgının uzun uçlarını ateÅŸe sallar, dışarı koÅŸar. AteÅŸ insanları peÅŸine düÅŸerler, baÅŸlıgı antiloba verir, o da koÅŸup öteki koÅŸucuya verir, sırayla böyle olur. AteÅŸ insanları onları teker teker yakalayıp öldürürler yalnızca koyot kalır. Tam onu yakalayacaklarken bir agacın arkasına kaçar ve ateÅŸi agaca verir. O günden beri insanlar agaçların tahtalarından çıkardıkları ateÅŸ çubukları ile ateÅŸ yakabilirler.

Aynı öykünün 3 bin mil uzaklıktaki Georgia ve Alabama'daki Creek kızılderililerinde öykü kahramanı TavÅŸan'dır. Daha kuzeydeki Chilcotin kızılderililerinde kahraman Kuzgun'dur.

En kuzeydeki Athapascan kızılderililerinde öykü biraz daha farklı. Bu kabileler ateÅŸin çok eskiden ayının mülkiyetinde oldugunu söylerler Ayının kıvılcım taşı vardır ve istedigi zaman ateÅŸ yakabilmektedir. Fakat insanların ateÅŸi yoktur, ayı kıskançlıkla ateÅŸ taşını saklamakta, beline baglamaktadır. Bir gün kulübesinde sakin sakin yatarken küçük bir kuÅŸ yanına gelir. Ayı ters ters "ne istiyorsun" der.

Küçük kuÅŸ"neredeyse donuyorum, ısınmaya geldim" diye yanıtlar. "Peki gel" der ayı,"fakat bir yandan ısınırken, bir yandan da bitimi kır".

Konuk razı olur. Ayının üstüne çıkıp, zıplayıp bitini kırmaya baÅŸlar, bu arada da ateÅŸ taşını tutan ipi de keser. İp tamamıyla kopunca kuÅŸ aniden taşı kapar ve uçup gider.

Bütün hayvanlar dışarıda bekliyordu çünkü ateÅŸin çalınmasını beraber tasarlamışlardı. Sıraya girmiÅŸlerdi. Ayı kuÅŸu kovaladı ve tam sıradaki ilk hayvana ulaÅŸtıgında yakaladı. KuÅŸ ateÅŸ taşını çoktan bu hayvana vermiÅŸti. Ayı bu hayvanı yakaladıgında o da taşı sonrakine geçirmiÅŸti bile. Bu sıranın sonuna kadar böyle gitti. AteÅŸ tilkiye geçti, o da neÅŸe içinde bir daga çıktı. Artık ayı çok yorulmuÅŸtu, koÅŸamıyordu. Tilki dagın başında taşı kırdı ve her kabileye bir parça attı. Dünyadaki kabilelerin ateÅŸi elde ediÅŸi böyledir. Bugün her yerde, kayalarda, odunlarda ateÅŸ bulunmasının nedeni budur.

Bengal körfezi açıklarındaki adalar zincirinde yaÅŸayan Andamanlılarda aynı efsanenein pek çok farklı anlatımı vardır. En yaygınlarından birinde kahraman yalı çapkııdır. Burada ateÅŸ en güçlü ve önemli kiÅŸilik olan Biliku'nun mülkiyetindeydi. Biliku hem yaralı, hem zararlı kuzey dogu musonlarının çabuk kızan diÅŸi kiÅŸileÅŸtirilmesiydi. Atalar uykuda oldugu bilinen bir zamanda ateÅŸi çalmaya karar verdiklerinde yalıçapkını sessizce kulübesine sıçradı ve ateÅŸi aldı. Fakat Biliku uyandı ve yalı çapkını kaçmaya çalışırken peÅŸinden sedef frlatıp kanatlarını ve kuyrugunu kesti. Yalı çapkını denize daldı, Bet-ra-kudu denilen yere yüzdü ve ateÅŸi orada bekleyen hayvanlardan birine verdi, o da ateÅŸi bronz kaplı kumruya geçirdi, kumrudan ötekilere geçti. Yalıçapkını yaÅŸadıgı kaza sonucu insan oldu ve Biliku öfkelenerek dünyadaki evini terk etti, o zamandan beri göklerde bir yerde yaÅŸamaya baÅŸladı.

Åžimdi dikkat edilirse bu öykülerin tümünde ortak olan bazı figürler vardır. Bu öykülerdeki kurnaz, düzenbaz, hileci figürler aynı zamanda insanların da yaratıcısı ve yardımcısı konumundadırlar. Bu halkların yaratılış mitoslarını inceledigimizde bu figürlerin bir kısmını yaratıcı konumunda da bulabiliriz. Bu ilkel anlatımlarda ahlaki iyilik kötülük ikiligi olmadan yaratıcı güç tüm masumlugu ile ortaya konur.

Ancak bu anlatımların tamamında bizim ÅŸu an için algıladıgımız bir Tanrı kavramına rastlayamayız. Öyküler somuttur ve her ÅŸey doganın çerçevesinde olup bitmektedir. Tüm figürler maddi elle tutulabilir, gözle görülebilir haldedir. Her hangi bir soyutlamadan uzak ve ceza, ödül gibi kavramlardanda uzaktadır. Örnegin Billuk ateÅŸi çaldırdıktan sonra herhangi bir ceza ya da kötülük düÅŸünmez, küser gider.

Bu öykülerden yola çıkarak çok bilinen bir öyküyü de bu baÅŸlıkta ele almakta yarar vardır. Bu Prometheus'un öyküsüdür. Yalnız arada artık bir fark vardır. Prometheus bir Titandır ve artık insanların karşısında dogal görüngüler ve hayvanlar degil Tanrılar vardır. İnsanların eski avcı ekonomisi ve kollektif yaÅŸamı yerini tarımsal ekonomiye bırakmak üzeredir ancak insanlar arasında sınıflaÅŸma baÅŸlamıştır. Prometheus öyküsü tam da bu ara dönemde yer alır. Zaten Prometheus'un kendisi de rahipler tarafından alt edilen Åžaman dan baÅŸkası degildir. Rahipler nasıl ÅŸamanı alt edip tarım ekonomisi ile Tanrıları oluÅŸturdularsa Zeus da Titanları alt etmiÅŸ ve Olympos krallıgını kurmuÅŸtur. Ancak öykü tam da bu geçiÅŸ dönemindeki eski ile yeni motiflerin karmaÅŸasını ve kültürünü bize verdigi için önem kazanmaktadır.

Prometheus gene eski motiflerde gördügümüz dolandırıcı oyuncu, kandırıcı ögelere sahiptir. Titan kurbanlık bir bogayı kestikten sonra etlerin iyi taraflarını insanlara verir. O zamana kadar tanrılar ve insanlar paylaşım içerisindeydiler fakat Prometheus kemikleri yaglarla süsleyerek güzel kokular eÅŸliginde süsleyerek tanrılara verir. Bu oyun ve hile tanrıları çok kızdırır ve Zeus insanlardan ateÅŸi alır. Prometheus ise Zeus tan ateÅŸi çalarak insanlara verir ve sonsuza kadar lanetlenerek cezalandırılır. Bir kayaya baglanarak bir kartal tarafından cigeri yenme cezasıdır bu. Sabah cigerin yenilen bölümü gece tekrar büyür ve bu sonsuza kadar devam edecektir.

Ancak bu durum ile ilgili bir kehanetin oldugunu, Prometheus'un buna güvenerek direndigini ve bu kurban olayından sonra tarım ve kadının ortaya çıkışı mitin diger özelliklerindendir. Burada bizi ilgilendiren kısmın mitin neredeyse avcı toplumlarda oldugu ÅŸekliyle kültürel aktarımla fakat toplumun ekonomik seviyesine göre kültürel bir biçim alması fakat hala eskinin izlerini de içinde barındırmasıdır. Gene de Zeus Prometheus'u aÅŸÅŸagılamaz, yalnızca cezalandırır. Prometheus aynı zamanda eski toplumun kültürünün yeni oluÅŸumlara karşı direnmesini de simgelemektedir.

Daha ilerleyen evrelerde İbrani yaradılış destanının bugün bize din olarak lanse edilen Kutsal Kitaptaki anlatımını görürüz. AteÅŸ artık bilinmektedir ve bunun aktarılmasına yer yoktur, fakat öyküde hala kurnaz ve dolandırıcı bir figür vardır. Bu daha sonra Åžeytan olarak tanımlanacak olan Yılandır. Yılanın dolandırıcı, ya da kurnaz niteligi Havvayı kandırıp yasak elmayı yemesine neden olur. Ama ÅŸimdi ekonomi tamamen degiÅŸmiÅŸ ve toplum sınıflara ayrılmış durumdadır. İnsanlar hayvan yetiÅŸtirmekte ve tarımla ugraÅŸmaktadırlar. Bireysel özgürlükten ziyade kollektif toplumun otoritesi ve buna uygun hukuk ön plandadır ve suç cezasız kalmaz. En agır bir ÅŸekilde herkes cezalandırılır. Eski Ahit ÅŸöyle yazar :

13 RAB Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu. Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi.

14 Bunun üzerine RAB Tanrı yılana, “Bu yaptığından ötürü Bütün evcil ve yabanıl hayvanların En lanetlisi sen olacaksın” dedi, “Karnının üzerinde sürünecek, YaÅŸamın boyunca toprak yiyeceksin.

15 Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu Birbirinize düÅŸman edeceÄŸim. Onun soyu senin başını ezecek, Sen onun topuÄŸuna saldıracaksın.”

16 RAB Tanrı kadına, “Çocuk doÄŸururken sana Çok acı çektireceÄŸim” dedi, “AÄŸrı çekerek doÄŸum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, Seni o yönetecek.”

17 RAB Tanrı Adem`e, “Karının sözünü dinlediÄŸin ve sana, Meyvesini yeme dediÄŸim aÄŸaçtan yediÄŸin için Toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi, “YaÅŸam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın.

18 Toprak sana diken ve çalı verecek, Yaban otu yiyeceksin.

19 TopraÄŸa dönünceye dek EkmeÄŸini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın Ve yine topraÄŸa döneceksin.”

Görüldügü gibi yılanın bu hilesine karşı herkes acımasızca cezalandırılmıştır. Halbuki avcı toplumunun mitoslarında böyle bir ceza ile karşılaÅŸmıyorduk. Ama ÅŸimdi sonsuza kadar sürecek bir ceza vardır. Topluma tarım girmiÅŸtir ve tarım toplumsal bir üretimi gerektirir, emegi, köle emegini gerektirir. Bunun sonucu oluÅŸacak geniÅŸleyen yeniden üretim bir artı ürün yaratacak ve bu ürün de sömürünün temelini oluÅŸturacaktır. Artık hileye, oyuna, ahengi bozacak davranışa izin yoktur.

Tanrı bütün haÅŸmeti ile ve otoritesi ile panteonun en tepesinde yer alır artık tüm insanların egemenidir. Onun yetiÅŸemedigi yerlerde ise otoriteyi kral ya da monark onun adına kullanacaktır.

Bu iki gelenek karışmış olarak yalnızca Batı uygarlıgının kalıntıları içerisinde degil fakat bütün uygarlıklarda bulunur ve insanın ruhsal geriliminin kutuplarını ifade eder. Bir yanda insan eleÅŸtirisi ve gücünün ötesinde evreni yaratan gücün rahipçe temsili, ayı ve güneÅŸi, denizleri, Leviathan'ı, Behemot'u ve dagları yaratan, önünde insanın huÅŸu ile egildigi güç ve öte yanda kendine yeterli büyücünün, titan güçlü ÅŸamanın, Babil Kulesi yapıcının, Tanrının gazabına aldırmayanın , kendisinin tanrılardan daha eski, büyük ve güçlü oldugunu bilenin egilmezligi. Tanrıyı yaratan insandır ve evreni yaratan güç insanı yöneten iradeden baÅŸka bir ÅŸey degildir ve ancak insanda kendi krallıgını, gücünü ve ihtiÅŸamını elde etmiÅŸti

Yapılacak olan tek ÅŸey eski toplumun kültürü ile bugünkünü kıyaslamaktır. Hiç bir ilahi tabir ettigimiz dinsel inanış vahiy yoluyla gelmedi. Onlar eski inanç ve davranış biçimlerinin geliÅŸen üretim iliÅŸkileri içerisinde yeniden ve yeniden yorumlanması ile ortaya çıktı.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-10-03 13:26:24
    Konu: saçmalamalar tarih boyu olmuştur buda onlardan biri.
    bu yazıyı yazan bir ateisttir. insan biraz İSLAMİ kaynakları okur bilgilenir, yazar tek taraflı olarak okumuş ve çullamıştır, bu yazının her tarafı yanlış neresini düzeltelim, aynı deve gibi, deveye sormuşlar senin neren eğri diye oda nerem doğruki diye yanıt vermiş bu misal sanırım bu yazı için cuk oturmuş oluyor.efsaneleri saçmalılıkları doğru olarak kabul eden bir kişinin aklından şüphe ederim böyle kişiler ilk önce bir psikiyatriye gitmeli. şimdi işin doğrusuna gelelim. Dünya HAK ve batıl gibi iki temelin üzerine kurulmuştur. HAK ADALETİ, ÖZGÜRLÜĞÜ, EŞİTLİĞİ, GÜZELLİĞİ, sevgiyi, merhameti, cömertliği, insanlara ve diğer yaratıklara yardım etmeyi, buna mukabil zulme, sömürüye, haksızlığa, adaletsizliğe, eşitsizliğe, ahlaksızlığa karşı durmak ve savaşmaktır, HAK budur, batıl ise bunların tam zıddıdır. şimdi dünya yaratıldığı günden günümüze ve kıyamete kadar hak ile batıl mücadele halindedir biri olmazsa olmazaynen gece ile gündüz gibi, kadın ile erkek gibi, ateş ile su gibi, siyah ile beyaz gibi. uzun lafın kısası üstad necip fazılın dediği gibi
    Ey düşman sen benim ifadem ve hızımsın
    Gündüz geceye muhtaç, banada sen lazımsın.
    yani hulasai kelam insanların hepsi güzel olsaydı güzelliğin anlamını değerini bilemezdik çirkinler sayesinde güzelleri biliyoruz. kötü insanlar sayesinde iyi insanları biliyoruz. KAFİRLERİN sayesinde İMANIN inancın tadını alıyoruz.işte mesele bu kadar basit okuyanlara saygılar.

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »